Bundan önceki mektubun zarfını yaladıktan sonra -dilim bir işe yaradı- yırttım.

Bir fincan kahve yaptım. Bir dilim kek yedim. Dilim bir işe yaradı.

Bir ara intihar etmek istediğimi ailemle paylaşınca annem bir avuç kuru üzüm vermişti. Alabileceğim en değerli rüşvet bunlardı. Babam ise uzun süre benim varlığımın yüceliğinden bahsedip yılmıştı. Onu o kadar çok ben teselli etmek isterdim ki.

İsmini unuttuğum bir tiyatroda ‘ Vatan için ölmek te var ama borcun yaşamaktır’ tümcesi geçiyordu. ölüm hevesi o zaman dağıldı sanırım. Ama başımın etrafında uydu gibi dolanan karamsar bulutlar dağılmadı hiçbir zaman.

On sekizimi aştığımın yedinci senesi bu sene. Evden dışarı nadir çıkarım. Eskiden de bu böyleydi ama o zamanlar siz de vardınız.

Geçen gün sokakta biri bana ‘dilsiz misin yoksa sağır mı?’ dedi. Cevap veremedim. Ağrıma gidiyor konuşmasamda konuşan birini taklit etmek. Öyle anlarda kendimi dinlerim. Bana çok itici gelir çıkardığım sesler. Bu benim. Kendimi böyle sevmem gerekiyor ama sevmiyorum.

Keyfin Renkleri
Keyfin Renkleri
İçeriği Görüntüle

Bir lal için konuşmanın alternatif yollarını bana siz öğrettiniz hocam. Sayenizde okur yazarım ama ötesi için kendimde istek göremiyorum.

Sesim ile müdahale ettiğim zaman kendimden tiksindiğim bu dünyaya sayenizde kelimelerimi yazarak başlıyorum. Bağışlayın beni, uzunca bir süre size mektup yazdım. Hayat beni korkuttu ön yargılı bir korkak oldum. Kendi sesinden korkan bir korkak. başkalarının yaşamına temas etmekten kendimi alıkoyuyorum. Sınırım neresi bilmiyorum. Üstelik te sınırlar da sürekli değişken. Bilirsiniz, gözden ırak olan gönül koyma lüksünü kaybeder. Size olan minnettarlığımın bir nişanesi olarak bu mektubu da çekmecemde size yollamadığım, yollamadığım halde yırtmadığım mektupların yanına koyuyorum.