“Sevmek bir sanat mıdır? Öyleyse eğer, bilgi ve çabaya gereksinimi vardır. Yoksa sevgi, kaderin bir lütfuyla şanslı olanlarımızın "kapıldığı" tatlı bir duygu mudur? Şüphesiz büyük çoğunluk ikinci önermeye inanmaktadır.”
Büyük çoğunluğun kişisel hisleriyle kapıldığı moda geçerli olmaktan yana bir yeis taşımazken işin özü tarafında ruhumuzu tatmin eder mi bu merakın peşinden sürüklenmeyi göze alabilenler SİMURG hikâyesindeki keşif gibi satırları arşınlamaya devam edebilir
Kişi varlığını tanımlamaya başladığı an itibariyle çevresindeki sinyalleri toplamaya başlar Bu sinyaller ya da rezonans belki de enerji zamanla şablonlara dönüşür ve iptidai duygu kopyaları kişinin iliklerine ulaşınca benlik hazinesine dönüşür
Sevginin insanın özünden dışa akması için bir mühlet iliklerde yıllanması gerekir ve kişinin kendini yapılandırma süreci kimi zaman bir ömür sürebilir çünkü gönül dilini yeşertememiş kişi diliyle sunamadığını iliklerimde pişirmemişliğin şaşkınlığını yaşar İltifatın marifete tabi olması da bu dilemmanın yakarışlarına ışık tutar Kişi varlığında bollaştıramadığı hiçbir şeyi yanındakilerle paylaşamaz Sevginin tomurcuklarından süzülen renk cümbüşünü âleme ikram edemeyen çorak kalplerin kısır çatışmalarında eriyen zamanın bedelini hesaplamaya da sayılar kafa tutamaz.
Sevgi tek başına dillendirildiğinde kuru ekmeğe razı gelme mitosuyla iletişimini güçlendiriyormuş gibi katran bir algı yanılgısında kendini konumlandırma hezeyanına deneyimlemeye kalkışınca evrenin en süslü zehri kılıflandığı GALATI MEŞHUR sayesinde yürekleri tarumar eden kudretli kasırganın ardında bıraktığı eserekli manzaraları sıradanlaştırdığı bilinçlerde sevginin ölçeği olarak yıkmayı kutsallaştırır ki bu zihniyetin alkış tuttuğu duygu iklimi bir dönemin müzik anlayışına evirilerek iliklerdeki hazinenin kilidini çözmeyi ince duygulara temas ederek sağlamış kangren duygu zehrini çoğaltmayı maharet sayan Kelimebazlar da bu iklimden etkilenince yıkıntılarından elde edilen gelirlerle daha güçlü sevgi arayışları gündelik muhabbetlerin emsalsiz tınılarına evirilme başarısıyla idealize edilen mükemmele ulaşma saplantısıyla gönülleri esaret ile delalet arasındaki ikirciklerde sallandırdıkça alkış toplar.
Ve bir devir kapanırken dönüp geriye bakanlar kendilerinin en esir yanlarıyla muhatap olmanın acziyetine düşmekten kurtulamazlar mazinin şatafatlı günlerinde zamana kazınan dizelerde
“Uçurumun kenarıma getirdin ömrümü harabeye döndürdün garip gönlümü.”
Garip gönül ruhsal âlemi karanlığa çekip bir zerre merhamet göstermeden kin öfke intikam nefret gibi alengirli ifadelerde kendini yüceltmeyi sevgi göstergesi olarak adlederkenolgunlaşmış duygularda ikamet eden gönüllere şaklabanlık yaptıklarının dahi farkında olmadan dillerindeki tüy bitene dek kendini anlatmayı sevginin bakiyesini bollaştırma olarak görme kusurunu işlediğini farkında bile olmadan duygusal fukaralıklarını efsanelerden aşırdıkları iri cümlelere iliştirmeyi kaftan giyme şölenine dönüştürme ispatında debelenir dururlar. Çünkü anlatmak eksikliğin üzerini örtmektir kabullenmek ise sorumluluk gerektirir ve kişiye ciddi bir bedel yükler.
Kişi yaşadığı yalanlar âleminden edindiği naylon mutluluklarla yüreğini şişirir ve anlatı sert bir kayaya toslayana dek böyle sürüp gider çünkü kendini bilmek cesaret ister kendini hesaba çekebilme erdemi de ancak ve ancak hatalarıyla yüzleşebilenlerin yaşayabileceği enfes bir rindlik coşkusudur.
Ve acı çekmek özgürlüğün paha biçilmez yetkisini elde etmeye karşılık gelmektedir.
Kendini sürekli savunan kişi iç âleme güven aşılarken dış âleminde büyüyen gediklere yeni kurban arayışlarıyla entelektüel savunmalar geliştirme zaafiyetini zekânıngöstergesi sayarak kendini kandırmanın bir üst boyutunda seyran ederek kendine ve kimliğine yabancılaşmanım getirdiği ötekileşme patolojisinin ağır faturasına doğru ilerlediğinin bilincinde dahi değildir Burada devreye giren From bize şu tavsiyede bulunur.
“Sevgi, güvensizlik hissinden dolayı almak değildir; vermekle, neşenin, ilginin, anlayışın, şakalaşmanın ve üzüntünün, yani içimizde "canlı olan tüm şeylerin ifadesi ve dışavurumuyla" başlar.”
Ünlü düşünürün tavsiyelerinden edindiğimiz notlarla devam edelim:
Tıpkı özgürlük gibi sevgi de cesaret gerektirir. Sevgi, kendi içimizde geliştirebileceğimiz bir yetenektir. Bir yeteneğin gelişebilmesi meseleye kafa yormak gerekir Belki de iyileşmek meselenin doğuştan kazanılmış bir his olduğu saplantısından çıkmakla aydınlığa kavuşacaktır
Edebiyat tarihinin önümüze koyduğu hazinesinin büyük çoğunluğunda da meselenin farklı şekillerde ele alındığı mısralarla önümüze bırakılır
“Gidersen yıkılır bu kent!” mısralarıyla başlayan dizeleriyle başlayan hissi zelzeleler kayıp sevginin izini sürerken ahlarlakarşılaşır. Bence “şehrime gel sevgili”, dizesi Hasretinden Prangalar Eskittim durağına ulaşana dek hayıflanmasını sürdürür ve o hasretten kalan koku başka bir durağa sürüklerken bizi anlarız ki yitirilen her şeyden geriye kalan yalnızca bir kokudur ve aynı acı aynı serzenişleri farklı imzalarla taşır zamanın belleğine “Zenginlik dedikleri nedir ki? Kokunu satın alamayacak kadar fakirim” duygusu…
Boynunun kokusuna eş değer bir miski amber bulmak için kim bilir kaç geyiğin karnı deşilir travmasıyla elde tutulamayan saklanamayan ama anımsanan bir metafora dönüşür tıpkı zaman gibi sonra acılar hafifler. “Sarı saçlar deli gönle bağlanır” Hüzün dem tuttuğu yerden bereketli bir toprağa değen yağmur tanesinde varlığını açığa çıkarır.
“Uzun bir şarkıyı birlikte söylemektir hayat; En çok yağmurlu yolculuklarda şarkılar söyledim nabzını tuttum hayatın…” la devam eden sancılı süreç doktor kontrolünde terk edilir sevgili ile duygusal iklimini yalnızlığın sığınağına çeker ve o an bir dilin en kudretli haykırışı patlar kayıpların her türlü cenderesinden geçmiş bir delikanlının yüreğinden
“Ey hayat, sen şavkı sularda bir dolunaysın.
Aslında yokum ben bu oyunda,
Ömrüm beni yok saysın!”
Sevgi, evrenin en güçlü efsunu tarifi zamanı aşacak bir renk olarak insanlığın yüreğinde kuşaktan kuşağa devredilen miras olarak hala çağın en şanlı kavramı, gönlündeki kevgiri fark edemeyen her insan sızıntılarda kaybettiği sevgileri yüzünden psikiyatri ilaçları kullanarak hayata tutunmaya çalışıyor. Belki de meczupların keşfettiği sırrı mürekkep yalamışlar çözemediği için sevmenin ederi ile bedeli arasındaki yolun faturası aklın izahında kendi hayretiyle sınanmak durumunda kalıyor Belki de bu yüzdendir terk kelime şiir bilmeyen dağ köylülerinin gözlerinde keyfin parıltıları renkleniyor Belki de bu yüzdendir sevgiyi tanımayanlar intikam almaya ömürlerini adayacak kadar zayıf olmalarını kabullenemedikleri için onca harp onca çatışma onca kıyam ve günün sonunda “Sevginin Herkesten Şikâyet Etmesi”…
İbrahim Atlasçı




