Hikâyenin merkezindeki İskenderoğlu ailesinin Kelimeler Diyarı’yla muhabbeti 1551 yılında başlar. Kelimeler Diyarı anlatılarının dilden dile şerbetlenmesinde İskenderoğlu ailesinin önemli katkıları olur.
Alain de Botton, Mutluluğun Mimarisi adlı eserinde, “İnsanlık saygınlığını yitirdi,” diyordu Schiller, “ama sanat, yitirilen bu saygınlığı kurtardı; onu önemli taş yapılarda sakladı,” der. İskenderoğlu ailesi, mutluluğun mimariyle ilişkisini Kelimeler Diyarı’na kazandırdığı yapıtlara nakşeder.
Gelin Hanım, ailenin güçlü bir imgesi olarak karşımıza çıkar. Çocuklarının ve çevresinin okuması için giriştiği mücadele, göze aldığı koşullar bakımından takdire şayan iltifatlara mazhardır.
Kitabın satır aralarına serpiştirilen efsunun bize fısıldadığı narin hislerden, aşkın kahramanımıza giydirdiği atlas kaftanı sezinleriz. Reşit Bey, geçmişe ait ne varsa hayatından çıkarır. Aşk bavulundaki hatıralar yakılmaya yollanırken, gönül toprağının bahçelerine ışıldayan rengârenk çiçeklerin adı Leman Hanım olur. Leman Hanım da bu kıymetin hak ettiği özeni ziyadesiyle gösterir.
Gelin Hanım, aşkın mutluluğundan edindiği hazineyi gelecekle ilgili planlarına payanda kılmayı ihmal etmeyen bir irade sunar anlatıya ve mahalle baskısı denilen zalim cendereyi, nevi şahsına münhasır tatlı diliyle aşmayı başarmanın yolunu öğretir okuyucuya. Bir anlatıyı emsalsiz keyfe ulaştıran temel kriter, ezberlerimizi bozabilme cesaretini göstermesi değil midir, diyelim ve kitaba dönelim.
Gelin Hanım, devrine de ayna tutan bir eser. Dilan Sineması’nın bölgeye kazandırdığı görkemli sanatsal itibarın yanında, Kelimeler Diyarı’nın kültür-sanat faaliyetlerinin yoğunluğu, şehrin kimliğiyle ilgili önemli bir ayrıntı olarak karşımıza çıkıyor. Düğünlerin coşkusundan sonbaharda yapılan hazırlıklara, hane halkının gündelik iletişiminden asırlardır süren duygusal mirasa, devrin algılarında önem teşkil eden kurallardan mücbir göçün yol açtığı ruhsal ve bilişsel farkındalıklara kadar her pasajda; insana, memlekete, geçmişe, düşe karşı özgün duygulardan örülmüş bir yapıt.
Rana İskenderoğlu, gözlemci anlatıcı konumunu korumaya çalışırken, anılardan edindiği narin duygularla okuyucuyu bellek yolculuğunda; mutluluk, neşe ve samimiyet duraklarında soluklandırıyor.
Lirik bir düşün sade, akıcı dili; okuyucunun eserle iletişim frekansının ivedi bir şekilde oluşmasını sağlarken, dekordaki yoğun anlatım yazarın dil maharetinin efsunu olarak beliriyor. Geri dönüş tekniğiyle kurulan paragraflarda kullanılan, güneş yüzü görmemiş mücevher kıvamındaki kavramlar, okuyucuya sunulan şerbetli hediyeler.
Kelimeler Diyarı’nın belleğine haiz her sanatçı bilir ki bu şehrin miyarında sanatın efsunu akarken, bu efsunu sonraki kuşaklara devredecek kelime fedaileri, düş yolcuları, mutluluk elçileri, düşünce mihmandarları Kelimeler Diyarı’nınanlatılarında yer edinmeyi sürdürecek.
Gelin Hanım ve onun zihinsel mirasını sürdüren nesli de bizlere umudun ve mücadelenin kıymetini dillendirmemiz için kelimelerden örülmüş bu şehre bir anlatı daha saklamanın keyfini yaşatmış olmanın özel konumunda yaşamaya devam edecek.
Ne demişti büyük düşünür Adorno: “Sanat, kırılmış mutluluğun taşıdığı vaattir.”
İbrahim Atlasçı