Toprak damlı evlerimiz genellikle iki katlıydı; ama bu katlar betonun, demirin değil, toprağın ve nefesin katlarıydı. Damlar, gökyüzüne en yakın yerdi; yağmurda suyu tutmasın diye loğla sıkıştırılmış, yazın serin, kışın ağır bir sessizlik taşırdı. Kullanılan, ahşap ve toprak malzeme doğayla bir uyum oluşturuyordu, mevsimlerin de köylülerin de bir birinden haberdar olduğu evlerdi bu mekânlar.

Toprak damın saçağı, yaz boyunca kırlangıçların yuvası olmuştu. Minik gagalarıyla saman ve çamur taşırken, kanat çırpışları damın altındaki gölgede ışık oyunları yaratırdı. Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte evin etrafı cıvıldayan seslerle dolar, uykulu sessizliği bozarlardı. Bazen öyle yakın uçarlardı ki, saçaktan sarkan saman tellerine çarpacak gibi olur, bir an için duraksarlardı; sonra tekrar göğe yükselir, birbirlerine adeta şarkı söyler gibi seslenirlerdi.

Yaz günlerinde, damın saçağı neredeyse kırlangıç kuşların sabit evi gibiydi. Aileler yuvalarını özenle kurar, yavrularını besler, uçmayı öğrenene kadar onları korurlardı. Küçük bir rüzgâr esintisi bile damdaki samanı titretir, kuşların minik gölgeleri duvarda dans ederdi. Ben de çocuk gözlerimle onları izler, bir yandan merakla adımlarımı sessizleştirir, bir yandan da kuşların o özgür dünyasına hayran kalırdım.

Çoğu zaman kırlangıç anne ve babaya isimler verirdik; yavrular da gagalarını dışarı uzatır adeta bizlerle konuşmaya çalışırlardı. Evin yeni konuklarının kanadı güçlenince ebeveynleri le ilk uçuşlarına çıkarlardı. Bunu merakla ve keyifle izlerdik.

Ama kış geldiğinde, o neşeli cıvıltılar sessizliğe büründü. Gökyüzü griye dönmüş, rüzgâr dalları hırpalamış, kuşlar göç yoluna çıkmıştı. Damın saçağı boş kalmış, yalnızlığın ve sessizliğin rengi her köşeye sinmişti. Sadece kar taneleri, damın kenarına vururken hafif bir ritim tutar, sanki kuşların eksik melodisini tamamlamaya çalışır gibiydi. Çocuk aklımla, boş saçağa bakarken hem bir hüzün hem de bir merak hissederdim; o kuşlar şimdi nerelerde, nasıl ısınıyor, aç mı kalıyorlardı?

Zamanla öğrendim ki, o toprak dam ve saçağı, sadece kuşların evi değil, bizim oyun alanımızın da başlangıcıymış. Yazın kuşları izlemekle kalmaz, kışın onları yakalamak için küçük oyunlar icat ederdik. Ama çocuk gözlerimle bile, o sessiz, boş saçağın altında geçen kış günlerinin soğuğunu hissederdim; rüzgârın uğultusu ve karın sessizliği, bir masalın başı gibi gelirdi bana. Kış mevsimi, tarlalara ve ahırlara yük taşımakla geçerdi. Ahırdan tarlalara hayvan gübresini taşımak için kendi ellerimizle ördüğümüz sepetlerimiz vardı. Her ipi, her sapı emeğimizin bir parçasıydı; yaz boyunca ellerimizle dokuduğumuz sepetler şimdi kışın soğuğuna karşı direniyordu. Ama çocuk aklımla şimdi düşündüğümde, o sepetler bazen kuşlar için bir tuzak hâline gelebiliyordu, bizim oyun niyetine yaptıklarımız kuşlara zarar verebiliyordu.

Kışın, özellikle fırtınalı günlerde, aç kalan serçeleri avlamak için sepetlerimizi kullanırdık. Sepeti eşiğe yakın bir yere bırakır, içini birkaç avuç darı tanesiyle doldururduk. Ardından sepeti bir bağla geride saklanacak şekilde bağlardık. O iple sepeti çekerdik sepetin kapıya bakan yönü havaya kalkardı kuşlar o açık yerden sepetin altına girince ip gevşetirdik sepet yere oturunca kuşlar sepetin içinde hapsolurlardı. O zamanlar bu, oyun gibi gelir, zafer gibi gururlandırırdı bizi. Sonra anne babalarımız gelir tekrar kuşları özgürlüklerine, gökyüzüne bırakırlardı. Bizleri de kuşlara dokunmama konusunda uyarırlardı; çünkü kuşlar kutsal sayılırdı ve onlara zarar verenlere hoş bakılmazdı.

Zamanı Yavaşlatma Üzerine
Zamanı Yavaşlatma Üzerine
İçeriği Görüntüle

Ama şimdi, yıllar sonra hatırladığımda, o fırtınalı, soğuk kış günlerinde aç kalan hayvanlara karşı bir haksızlık yaptığımızı görüyorum. Onların minicik bedenleri, hayatta kalabilmek için tarlalarda, bahçelerde yiyecek arıyordu. Biz ise onları yakalamak için emek verdiğimiz sepetleri kullanmıştık. Şimdi bende buruk bir tat bırakıyor. O anları düşündüğümde, bir yandan kendi çocukluğumun masum oyunlarını hatırlıyor, bir yandan da o küçük yaratıklara yaptığımız haksızlığı hissediyorum. Toprak damın altında, şimdi sessizce bekleyen o eski sepetler, tanıklıkları ile bir yaşamı özetliyor.

M. Sami Gürkan

Eğitimci