Bildirimler, videolar, asla bitmeyen bir 'akış'... Gün boyu binlerce kez tekrarladığımız bu mekanik hareket, farkında olmadan bizi ele geçiriyor. Parmaklarımız ekranları kaydırırken, hayat da avcumuzun içinden kayıp gidiyor.
Teknoloji, hayatı kolaylaştırmak için var. Ancak bugün geldiğimiz noktada biz teknolojiyi değil, teknoloji bizi kullanıyor. Sürekli bir şeyler kaçırma korkusuyla (FOMO) ekrana gömülüyor, beynimizi ucuz dopamin dalgalarıyla uyuşturuyoruz. Sonuç mu? Dağınık bir dikkat süresi, bitmeyen bir yorgunluk ve yalnızlık hissi.
Bu bağımlılık sarmalından çıkmanın en zarif yollarından biri yanı başımızda duruyor: Kitaplar.
Mesele sadece bilgi edinmek değil. Parmaklarınızla o soğuk ekran camını kaydırmak yerine, bir kitabın dokulu kağıdına dokunup o sayfayı çevirmek bambaşka bir deneyimdir. Kitap sayfalarını çevirirken kokusunu duyar, hikayenin ağırlığını elinizde hisseder ve en önemlisi yavaşlarsınız. Dijital dünyanın o kaotik hızından kaçıp, kendi zihninizin sessizliğine sığınırsınız.
Bir ekranı kaydırdığınızda size ne izleyeceğiniz söylenir; ama bir kitabın sayfasını çevirdiğinizde dünyayı kendi hayal gücünüzle inşa edersiniz.
Teknoloji bağımlısı olmak, irademizi algoritmalara teslim etmektir. Bugün bir değişiklik yapın. Telefonunuzu başka bir odada bırakın, elinize fiziki bir kitap alın ve o sayfayı çevirmenin verdiği o huzurlu sesi dinleyin.
Hayatı bir ekranın arkasından izlemeyi bırakın. Parmaklarınız ekranları değil, sayfaları çevirsin. Çünkü gerçek hayat, kaydırarak tükettiğiniz o sonsuz akışta değil; kapağını açtığınız o kitabın derinliklerinde gizli.
Mehmet TURA
Diyarbakır Yeşilay Teşkilat Başkanı



