Varlığın Bilinci ve Hayatın Anlamı Üzerine: Bir Öğretmenin Portresi

“Bizi mutlak olana muhatap eden şey, tamlık iddiası değil; eksiklik bilincidir. Çünkü ancak eksik olan arar. Ancak noksan olan yönelir. Tam olduğunu sanan bir varlığın sorusu yoktur; sorusu olmayanın yolu da olmaz. Bu yüzden insanı insan yapan, cevapları değil sorularıdır. Ve bu soruların tamamı, eksikliğin içinden doğar. Hayat dediğimiz şey de zaten, bu soruların etrafında genişleyen bir anlam çemberidir. İnsanın yürüyüşü, tamamlanmaya değil; anlamaya doğrudur.

KÜLTÜR SANAT 16.12.2025, 11:09 16.12.2025, 13:29
Varlığın Bilinci ve Hayatın Anlamı Üzerine: Bir Öğretmenin Portresi

Eksiklik, çoğu zaman yanlış anlaşılır. Bir kusur, bir zayıflık, bir geride kalmışlık gibi görülür. Oysa eksiklik, varoluşun doğasıdır. İnsan, eksik olduğu için düşünür; eksik olduğu için öğrenir; eksik olduğu için başkasına ihtiyaç duyar. Eksiklik, insanı kapatmaz; açar. İnsanı kendine hapsetmez; ötekine doğru yöneltir. Tamlık iddiası ise çoğu zaman kibirli bir suskunluk üretir. Suskunluk, sorunun olmadığı yerde başlar. Soru yoksa arayış da yoktur. Arayış yoksa anlam da donmaya başlar.”

Nurcan İnan/ Kusurun Hikmeti: İnsan Olmanın Ontolojisi

Alıntıladığım bu metnin yazarı, iyi bir öğretmen, cesur bir insan, hayatı anlamlandıran bir düşünce yolcusuydu. Yaşadıklarıyla sorar, birikimiyle sorgular, yaptıklarıyla düşünür ve düşündürürdü. Nurcan İnal, öğretmen olmak için bu dünyaya gelmişti. Öğretmenlik hayatında bütün bu özellikleri icra etti ve inandığı gibi yaşadı, yaşadığı gibi inandı. 

Malatya’da göreve yeni başlamış genç bir öğretmen olarak tanıdım onu. Yüzü güleçti, sözleri aydınlıktı; cümlelerininarkasında bir farkındalık, bir dikkat hâli vardı. Algısı açıktı. Sorgulayan, düşünen, sorularla konuşan bir “özneydi” adeta. Almanca öğretmeniydi ama dili yalnızca gramerle sınırlı değildi; insanın diliyle, hayatın diliyle de ilgilenirdi. Yüz kadar öğretmenin içinden, bunu sessizce ama derinlikle hissettirenlerden biriydi. Aday öğretmenlerle bir araya gelip, seminerler düzenlediğimiz o günlerde, Malatya Öğretmenevinin Toplantı Salonunda (ki şu anda öğretmen evi yok yerinde, depremde yıkıldı.) ülkenin dört bir yanından ilimize atanan aday öğretmenlerin şehre kattıkları bir heyecan vardı. Öğretmenlik, öncelikle bir öğrenme sanatıydı, herkes yeni şeyler öğreniyordu her oturumda.

İlk tanıştığımızda bana “Usta” diye hitap etmişti. O hitap hep öyle kaldı. On yıl boyunca hep öyle seslendi. Bu, bir unvan meselesi değildi. Bir iletişim, saygı biçimiydi. Öğrenmeye açık olmanın, bilenle bilmeyen arasındaki hiyerarşiyi değil; birlikte düşünme hâlini kabul etmenin bir ifadesiydi. Nezaket sahibiydi ve vefalıydı. Aralıklarla kuruma uğramayı ihmal etmez, hep yeni düşünceler, yeni projelerle gelirdi. 

Nurcan Hoca, öğretmenliğe adım attığı ilk günden itibaren öğrencileriyle özel bir iletişim kanalı yakaladı. Onları yalnızca sınavlara değil, hayata hazırlamayı önemsedi. Hayatta karşılaşacakları zorluklar karşısında, kendi deneyimlerinden ve birikimlerinden süzülmüş sözler sundu. Öğrencilerle kurduğu ilişki, bilgi aktarımından çok bir yol arkadaşlığıydı.Öğrencilerinin üzüntüsünü anlayabiliyorum ve onla hak veriyorum. 

Öğretmenliğe adım attığı Malatya’da, iki ayrı lisede görev yaptı. Bu şehir, onun mesleki yürüyüşünün yalnızca başlangıç durağı değil; aynı zamanda insanî bağlarının kök saldığı bir mekân oldu. Başta Yasemin Hoca olmak üzere, yolunun kesiştiği pek çok meslektaşıyla iş arkadaşlığının yanı sıra, sahici dostluklar kurdu. Bu dostluklar, ortak ders programlarından ya da paylaşılan öğretmenler odasından ibaret değildi; hayatın yükünü birlikte omuzlamaya, sevinci ve yorgunluğu paylaşmaya dayanan bağlardı.

Malatya yılları, onun için biriktirilmiş güzel anıların mekânıydı. Her anı, zamana bırakılmış küçük izler gibiydi; sessiz ama kalıcı. Vefalıydı Nurcan Hoca. Unutmazdı. İnsanları, emeklerini ve paylaşılan anları hafızasında özenle taşırdı. Fedakârlığı gösterişsizdi; konuşmadan yapılan, dile gelmeyen ama hissedilen bir fedakârlık. Dürüstlüğü ise onun için bir erdemden öte, varoluş biçimiydi. Eğilip bükülmeden, koşullara göre şekil almadan yaşamak, onun öncelikli prensiplerindendi.

Bu ilkeler, mesleğini icra ederken de insan ilişkilerinde de yolunu belirleyen pusulası oldu. Nerede duracağını, neyi savunacağını, neye sessiz kalmayacağını bu değerler tayin etti. Belki bu yüzden herkesle kolay anlaşmadı ama anlaştığı insanlarla bağı derin oldu. Çünkü Nurcan Hoca, kalabalıklar içinde erimeyi değil; az ama sahici ilişkiler kurmayı seçmişti. Ve bu seçimin bedelini de, değerini de bilerek yaşadı.

İyi bir okuyucuydu. Çantasından kitap eksik olmazdı. Okumayı bir görev değil, bir ihtiyaç olarak görürdü. Çay demlemeyi severdi; çay onun için düşüncenin ve sohbetin demlenmesi anlamına geliyordu. Uzun sohbetlerin sessiz ortağıydı çay. Her oturduğumuzda, yanı başımızda çay olurdu. 

Sonra o büyük deprem oldu, gerçekten bir felaketti. Deprem hepimiz gibi onu da çok sarsmıştı.  Depremden sonra tayin istedi; Samsun’a yerleşti. Yeni bir şehir, aslında değişmeyenbir hayat… Ama gittiği yere kendini götürdü. Çocuklarını anlatırdı; onlarla özel ilgilenirdi. Anne olmayı, öğretmenlikle birlikte düşünürdü. Eğitimin yalnızca okulda değil, evde, sözde, bakışta ve sabırda sürdüğünü bilirdi. Zaman zaman, arkadaş grubu olarak ona giderdik veya onu davet ederdik. Hep yüzünde bir gülümseme, tebessümle gelirdi.

Almanya’da doğmuş ve orada büyümüştü. Bu ona iki şey kazandırmıştı: Farklı kültürlerle temas ve kimlik üzerine erken bir farkındalık. İnançlıydı, bilgiliydi ve felsefi bir derinlikle meselelere bakardı. Cesurdu; sorular sormaktan korkmazdı. En özel ilgi alanlarından biri felsefeydi. Bu yüzden yüksek lisansını felsefe alanında yaptı. Çok okudu, çok araştırdı. Yüksek lisans sürecinde sık sık konuşurduk. Aralıklarla arar; kitaplardan, felsefeden, düşüncelerden söz ederdi. Görüşlerini temellendirmeyi severdi. Kanıt sunardı. Yaratılış üzerine köklü, yer yer sarsıcı ama her zaman samimi fikirleri vardı.

Nurcan Hoca, “eksiklik bilinci” üzerine yazılar yazmaya başlamıştı. Bilmediğini bilirdi. Bildiğini mutlaklaştırmazdı. Belki de bu yüzden hem öğretmenliğinde hem insanlığında sahiciydi. Eksikliği bir utanç değil; bir imkân olarak görüyordu. Bu bakış, onu kibirden uzak, merhamete yakın kılıyordu.

2025’in bu son günlerinde, genç yaşta maalesef kendisini kaybettik. Kayseri’de Şehir Hastanesinde amansız bir hastalığa yenildi. Ama son ana kadar umudunu korudu. Umut, onun için sonucu garanti eden bir beklenti değil; yürüyüşü anlamlı kılan bir duruştu. Ölüm, bazı insanlarda hayatı kapatır; bazı insanlarda ise hayatı görünür kılar. Nurcan İnan, arkasında tamamlanmış bir hikâye değil; soruları açık bir yol bıraktı.Hepimizi çok üzdü bu erken gidişiyle.

Belki de insanın hayattaki asıl görevi budur: Cevaplar bırakmak değil, doğru soruları miras bırakmak. Eksiklik bilincini canlı tutmak. Çünkü mutlak olana giden yol, tamamlanmış olmaktan değil; eksik olduğunu bilmekten geçer. Nurcan Hoca, bu bilinci hem yaşamış hem yaşatmıştı.

Onu anarken, eksikliğin aslında ne büyük bir nimet olduğunu bir kez daha hatırlıyorum. Eksiklik bizi yorar ama büyütür. Sarsar ama derinleştirir. Ve bazı insanlar, bu sarsıntıyı bir hayat öğretisine dönüştürür, Nurcan İnan, o öğretenin insanlarındandı. Allah’tan rahmet, yakınlarına, dostlarına sabır diliyorum.
Ferman Salmış

Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız!
5
kısa süreli hafif yoğunluklu yağmur
Günün Anketi Tümü
2025/2026 Şampiyonu Kim Olur Sizce ?
Namaz Vakti 22 Mart 2026
İmsak 06:49
Güneş 08:21
Öğle 13:10
İkindi 15:29
Akşam 17:49
Yatsı 19:16
Puan Durumu
Takımlar O P
1.  Galatasaray 26 64
2.  Fenerbahçe 27 60
3.  Trabzonspor 27 60
4.  Beşiktaş 27 52
5.  Başakşehir FK 27 43
6.  Göztepe 26 43
7.  Samsunspor 26 35
8.  Kocaelispor 27 33
9.  Gaziantep FK 27 33
10.  Alanyaspor 27 31
11.  Çaykur Rizespor 26 30
12.  Konyaspor 27 30
13.  Gençlerbirliği 27 25
14.  Antalyaspor 27 25
15.  Kasımpaşa 27 24
16.  Kayserispor 27 23
17.  Eyüpspor 27 22
18.  Fatih Karagümrük 27 17
Takımlar O P
1.  Erzurumspor FK 31 66
2.  Amed SK 31 64
3.  Esenler Erokspor 31 63
4.  Çorum FK 31 59
5.  Bodrum FK 31 54
6.  Pendikspor 32 54
7.  Bandırmaspor 32 48
8.  Keçiörengücü 32 47
9.  Sivasspor 32 47
10.  Iğdır FK 31 45
11.  Manisa FK 32 43
12.  Van Spor FK 31 42
13.  Boluspor 32 42
14.  Ümraniyespor 32 39
15.  İstanbulspor 31 39
16.  Sarıyer 31 38
17.  Serik Belediyespor 32 35
18.  Sakaryaspor 32 32
19.  Hatayspor 31 7
20.  Adana Demirspor 32 3
Takımlar O P
1.  Arsenal 31 70
2.  Manchester City 30 61
3.  Manchester United 31 55
4.  Aston Villa 30 51
5.  Liverpool 31 49
6.  Chelsea 31 48
7.  Everton 31 46
8.  Brentford 30 45
9.  Fulham 31 44
10.  Brighton & Hove Albion 31 43
11.  Newcastle United 30 42
12.  Bournemouth 31 42
13.  Sunderland 30 40
14.  Crystal Palace 30 39
15.  Leeds United 30 32
16.  Tottenham 30 30
17.  Nottingham Forest 30 29
18.  West Ham United 30 29
19.  Burnley 31 20
20.  Wolverhampton 31 17
Takımlar O P
1.  Barcelona 28 70
2.  Real Madrid 28 66
3.  Villarreal 29 58
4.  Atletico Madrid 28 57
5.  Real Betis 28 44
6.  Celta Vigo 28 41
7.  Real Sociedad 29 38
8.  Getafe 29 38
9.  Osasuna 29 37
10.  Espanyol 29 37
11.  Athletic Bilbao 28 35
12.  Girona 29 34
13.  Rayo Vallecano 28 32
14.  Valencia 28 32
15.  Sevilla 28 31
16.  Elche 29 29
17.  Deportivo Alaves 28 28
18.  Mallorca 29 28
19.  Levante 29 26
20.  Real Oviedo 29 21