<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Türkiye Ekspres Haber | Güncel Haberin Adresi | Son Dakika Haberler</title>
    <link>https://www.turkiyeekspreshaber.com</link>
    <description>Son dakika haberler, yerel, yaşam ve dünyadan en güncel gelişmeler, magazin, ekonomi, spor, gazete ve gündem haberleri Türkiye Ekspres Haber'de!</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.turkiyeekspreshaber.com/rss/kultur-sanat" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2026. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Fri, 26 Jun 2026 21:42:19 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.turkiyeekspreshaber.com/rss/kultur-sanat"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[GÖNÜL REÇETESİ / 4]]></title>
      <link>https://www.turkiyeekspreshaber.com/gonul-recetesi-4</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.turkiyeekspreshaber.com/gonul-recetesi-4" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gökyüzü Alfabesinde İnsan izi]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Erich Fromm, Sevme Sanatı adlı eserinde okuyucunun önüne kendisiyle yüzleşebileceği bir ayna bırakır. Onun meşhur sorusu hâlâ güncelliğini korumaktadır: “Sevgi bir sanat mıdır?” Eğer sevgi bir sanat ise, bilgi gerektirir, emek gerektirir, sabır gerektirir ve her şeyden önemlisi kişinin kendi üzerine çalışmasını zorunlu kılar. Çünkü sanat, tesadüflerin değil, adanmışlığın ürünüdür. Bir ressamın tuvale yaklaşımıyla, bir müzisyenin notalar arasında kurduğu ilişkiyle, bir mimarın taşlara ruh üflemesiyle sevginin insan ruhunda kurduğu yapı arasında şaşırtıcı bir benzerlik vardır. Sevgi de tıpkı sanat gibi sürekli öğrenilen, olgunlaştırılan ve derinleştirilen bir eylemdir.</p>

<p>Sanatın bireylere ve toplumlara katkısına mercek tuttuğumuzda, sabrın bu mayalanma sürecinde ne kadar güzide bir konuma sahip olduğunu görürüz. Bu özgün şifre bizi insanın iç âlemindeki anlatı sandığına ulaştırır. Esrarengiz yaratılış mitinde insan ile toprak arasında kurulan kudretli bağ, bildiklerimizi yeniden gözden geçirmemiz için taze bir sorunsala kapı aralar. Topraktan yaratılan insan, büyük halk ozanı Aşık Veysel’in muhteşem ifadesiyle uzun ince bir yoldan geçtikten sonra anlatı sandığını yeniden toprağa teslim eder. Beden evrenden çekilir; fakat bıraktığı zihniyet, şerbetlediği gönüller, yücelttiği değerler ve çoğaltmayı benimsediği idealler yaşamaya devam eder. Asıl mesele de budur: Gölgelerden devraldığımız mirası yeni kuşaklara aktarırken kendi ruhumuzu hangi renklere boyadığımız, öz bilincimizi hangi değerlerle inşa ettiğimiz ve varoluş sancımızı hangi davaya iliştirdiğimizdir.</p>

<p>Bu sancının sevgiyle ilişkisi, insanın zaman hazinesini harcama kültürüyle doğrudan bağlantılıdır. Çünkü topraktan yaratılan insan, ne kadar görkemli zihin sarayları inşa ederse etsin, gönül havzasında rengârenk bir bahçe kuramadığında çölün ortasına dikilmiş kumdan kaleler gibi dağılmaya mahkûm olacaktır. Anlık hazları cilalamak, manayla anılmayı kendine hak görmek değildir. İnsan ancak sevgiyi bir emek ve sorumluluk olarak kavradığında iç dünyasında kalıcı yapılar kurabilir. Aksi hâlde sahip olduğunu düşündüğü her şey, ilk rüzgârda savrulan kuru yapraklar gibi dağılacaktır.</p>

<p>Fakat aynı yapının anlatısını dikkatle dinlediğimizde mesele farklı bir evreyle buluşur. Fevriliğin yüzeysel reflekslerini çürütmek için direnişi başlatma cesareti gerekir. İnsan, kendiyle ilgili belirsizliklere giden yolu keşfetmeye mecburdur. Çünkü tanımlamalarımız bilgi birikimimizden doğar ve zihnimize kazınır. Duyguların mürekkebi, sevginin kalemiyle buluştuğunda zihnimiz yeni desenler çizmeye başlar. Sevgi, muhabbet makamına layık olabilme becerisini geliştiren bir eğitimdir. Bu nedenle sevgi yalnızca hissedilen bir duygu değil, aynı zamanda öğrenilen bir bilgeliktir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Antoine de Saint-Exupéry’nin Küçük Prens adlı eserinde söylendiği gibi, “Çölü güzel yapan, bir yerlerde bir kuyunun bulunma ihtimalidir.” İnsan hayatı da böyledir. Umudun kuyusunu kaybeden kişi, en bereketli vadilerde bile susuz kalabilir. Sevgi, insanın içindeki kuyuyu arama cesaretidir. Kimi zaman bir dostun sözü, kimi zaman bir annenin duası, kimi zaman da yıllar sonra hatırlanan bir çocukluk hatırası o kuyunun suyu olur. İnsan, gönlündeki suyu buldukça hayata yeniden bağlanır.</p>

<p>Bu noktada Aristoteles’in dostluk üzerine düşünceleri önemli bir kapı aralar. Aristoteles’e göre gerçek dostluk, fayda ya da haz üzerine değil, erdem üzerine kuruludur. Bir insanı sevmenin en yüksek biçimi, onun iyiliğini istemektir. Bu düşünce sevginin yalnızca duygusal bir yakınlık olmadığını, aynı zamanda ahlaki bir sorumluluk taşıdığını gösterir. Sevdiğimiz kişiyi olduğu yerde bırakmak değil, onun hakikate yaklaşmasına katkı sunmak da sevginin görevleri arasındadır. Bu yüzden sevgi, sadece kalbin değil, karakterin de işidir.</p>

<p>Benzer biçimde Martin Buber insan ilişkilerini “Ben-Sen” ve “Ben-O” ayrımı üzerinden açıklar. Ona göre insan, karşısındakini bir nesne olarak gördüğünde gerçek ilişki kuramaz. Hakiki karşılaşma, bir insanın diğerine tüm varlığıyla yönelmesiyle mümkündür. Sevgi tam da burada başlar. Karşımızdakini değiştirilmesi gereken bir nesne değil, keşfedilmesi gereken bir âlem olarak görebildiğimizde gönül kapıları açılır. Çünkü sevgi sahip olmak değil, tanımaya çalışmaktır; hükmetmek değil, anlamaya yönelmektir.</p>

<p>Görkemli sarayların hemen hepsine iyi bir bahçeden geçildikten sonra ulaşılır. Bu fikir bize çok net bir hakikati hatırlatır: Sevgi desenlerinde saklı şifre sabırla inşa edilir. Sabırsız sevgi, gürleyen şelaleler gibi yalnızca kendi sesini duyar; oysa olgun sevgi, derin ırmaklar gibi sessizce akarak hayat verir. İnsanın hayranlığı hayretle muhabbet kuramadığında, ruhuna geçirdiği maskelere inanır ve geçtiği hikâyelerde kurumuş mürekkep gibi yazamadığı hikâyesini arar durur. Çünkü sevgi, insanın kendisine yazdığı en uzun mektuptur; o mektubun satırları ise ancak sabırla okunabilir.</p>

<p>Belki de bütün mesele budur: Dünyaya gelirken boş bırakılan gönül sayfasını neyle dolduracağımız. İnsan servet biriktirebilir, makamlar elde edebilir, büyük yapılar kurabilir; fakat ardında sevgiyle yoğrulmuş bir iz bırakmadığında hikâyesi yarım kalacaktır. Toprak bedenimizi alacaktır; fakat gönüllerde bıraktığımız yankı yaşamaya devam edecektir. Bu yüzden sevgi bir duygu olmaktan çok daha fazlasıdır. O, insanın kendisini aşma biçimi, ölümlülüğe karşı geliştirdiği en zarif direniş ve varoluşa bıraktığı en kalıcı imzadır. Gönül reçetesinin özü de burada saklıdır: Kendini bil, sabrı kuşan, sevgiyi emekle büyüt ve geriye yalnızca iyilikle hatırlanacak bir hikâye bırak.</p>

<p>İbrahim Atlasçı</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>KÜLTÜR SANAT</category>
      <guid>https://www.turkiyeekspreshaber.com/gonul-recetesi-4</guid>
      <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 11:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://turkiyeekspreshabercom.teimg.com/crop/1280x720/turkiyeekspreshaber-com/uploads/2026/06/i-m-g-4381.webp" type="image/jpeg" length="62255"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dilin Şifası /3]]></title>
      <link>https://www.turkiyeekspreshaber.com/dilin-sifasi-3</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.turkiyeekspreshaber.com/dilin-sifasi-3" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kendinden Yola Çıkmak: İki Şarkının Kıyısında
Dedem ve Ustam]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Zamanını sürekli başkalarının var oluşuna hizmet etmek için harcayan insanın en büyük düşmanı çoğu zaman başkası değil, kendisidir.</p>

<p>Bu gerçeği fark ettiğim gün, içimde sessiz ama yıkıcı bir zelzele meydana geldi.</p>

<p>Düşmanlık üzerine uzun uzun düşündüm. Düşmanlık besleyen insanların kurduğu dil, çoğu zaman şiddetin farklı biçimlerde yeniden üretilmesinden ibaretti. İri cümleler, büyük iddialar, sert hükümler... Sanki görünmez bir yazılımla programlanmış gibi aynı hikâyeleri üretip duruyorlardı. Himaye etmek, yönetmek, yönlendirmek ve hükmetmek üzerine kurulu zihinsel oyunlar...</p>

<p>Belki de bu yüzden özgürlük kokan şiirleri yüreğimizin cebinde taşırken bahçemizi lirik melodilerin renklerine layık göremedik. Oysa asıl soru şuydu:</p>

<p>“Bu bahçeye bu tasarımı vermemizi isteyen görünmez akıl bizden ne istiyordu?”</p>

<p>Yıllar önce, Kadıköy Belediyesi'nden önce Kelimeler Diyarı'na konuk olan misafirlere mihmandarlık yaptığım günlerde yaşadığım duygusal sarsıntının etkisi hâlâ üzerimdedir. O günlerin bilinçaltıma kazıdığı retorik parçaları bugün hâlâ zihnimde dolaşıyor.</p>

<p>Büyük kayıplar büyük acıların eseridir.</p>

<p>Uzun hikâyeler; çatışmaların, inatlaşmaların, kırgınlıkların, hayal kırıklıklarının ve hepsini mayalayan şikâyetlerin ürünüdür. Çünkü şikâyet, çoğu zaman kendini ifade edemeyen insanın kimlik kibridir. O gün birlikte yürüdüğüm bir akademisyen bana hiçbir üniversitenin veremeyeceği kadar kıymetli bir emanet bırakmıştı:</p>

<p>"Uygarlık tarihini araştır. Evrende iz bırakmış bütün medeniyetleri incele. Helak olmuş dillerin bütün sözcüklerini önüne koy. Ama zamanın vicdanında 'Ben benim, sen kimsin?' cümlesinin yarattığı yıkıma denk başka bir kibir bulamayacaksın."</p>

<p>Bu cümle yıllarca peşimi bırakmadı.</p>

<p>Çünkü mutluluğun hikâyesi uzun değildir. Mutluluk kendini uzun betimlemelerle anlatmaz. Mutluluğun lügatinde kumpaslar yoktur. Kulisler, imalar, iftiralar, ihanetler, dedikodular, zihin oyunları yoktur.</p>

<p>Mutluluk; güvene benzer. Biraz huzura. Bir miktar anlaşılmaya. Biraz da insanın kendisini tanımasına... Yıllar sonra okuduğum bir kitapta benzer bir düşünceye rastladım. İnsan zihni çözemediği meseleleri içinde taşımaya devam ettikçe, bu yük zamanla bedene yerleşiyordu. Çözülmeyen düğümler bazen düşünce olmaktan çıkıyor, bir organın üzerinde sessizce büyüyen bir yaraya dönüşüyordu.</p>

<p>Bu düşünceler zihnimde sıralanırken rahmetli dedemin sesi yankılanırdı.</p>

<p>Aile içinde hırsına gem vuramayan, kendisini ejderha sanan, burnunun ucunu göremeyen insanlara bakar ve yalnızca bir kelime söylerdi:</p>

<p>"Yazık..."</p>

<p>Bu kelimenin içinde öfke yoktu. Yargı yoktu. Üstünlük taslamak hiç yoktu. Sadece insanın kendi özüne yabancılaşmasına duyulan derin bir merhamet vardı. Dedemden yıllar sonra, öğretmenlik stajım sırasında karşıma çıkan Ustam Ferman Salmış'ta aynı tavrı yeniden gördüm.</p>

<p>Dedem okumamıştı belki. Ama hayatı okumuştu.</p>

<p>Ustam ise binlerce kitap okumuş, nice şehirler ve ülkeler görmüştü. Fakat onları birbirine bağlayan şey bilgi değil, hikmetti. Dedem başındaki sarıkla gösterirdi bunu.</p>

<p>Ustam boynundaki fularla... Dedem "Yazık" derdi. Ustam "Abartma." diye söylerdi.</p>

<p>İkisinin de söylediği şey aynıydı.</p>

<p>İnsan önce kendisine karşı dürüst olmalıydı. Ben aceleci yaradılışımın etkisiyle kelimeleri yağmura tutulmuş bir güvercin gibi peş peşe sıralarken, ustam her zamanki sakinliğiyle yüzüme bakar ve aynı sözü tekrar ederdi:</p>

<p>"Abartma."</p>

<p>Oysa ben bilirdim. Abartmak sanatın baharatıdır.</p>

<p>Ama hayatın değil. Hayat sadelik ister. Hayat gösterişten çok duruşu sever. Dedem de ustam da konuşmaktan çok duruşlarıyla öğretirlerdi. Bir meseleye dokunur, gerisini senin bulman için sessizce geri çekilirlerdi. Çünkü aklını kiraya vermeyen insanın kendi yolunu bulması gerektiğini bilirlerdi.Dedemin sarığındaki atlas ipliğiyle ustamın boynundaki fular arasında görünmez bir köprü vardı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Birisi toprağın bilgisini taşıyordu. Diğeri kelimelerin. Ama ikisi de aynı kaynaktan besleniyordu: İç huzurdan.</p>

<p>Onların gözlerinde aynı uçurumları gördüm. Dedem atları severdi. Ustam kuşları. Dedem suyun sesinde kaybolurdu.Ustam bir melodinin saflığında. Dedem yağmura dua bırakırdı. Ustam şiir. Dedem memleketin kurtuluşunu fabrikalarda arardı.</p>

<p>Ustam fabrikaları yönetecek hikâyelerde. Yolları farklıydı ama ruhları aynı kaynaktan akıyordu. Bugün geriye dönüp baktığımda şunu görüyorum: Kendine ihanet etmeyen insanın düşmana ihtiyacı yoktur. Çünkü insanın en büyük savaşı kendi içindedir. Kendine karşı dürüst olabilmek...</p>

<p>Kendi yaralarını başkasının omzuna yüklememek...Başarısızlıklarını kaderin ya da başkalarının üzerine yıkmamak... İşte bütün mesele burada başlıyor. Dedem, dil kanserine yakalanmış sloganlarımı dinledikten sonra bana siyaset konuşmazdı.</p>

<p>Bunun yerine elime bir kürek verip:</p>

<p>"Git şu dut ağacını sula," derdi. Yıllar sonra anladım. Asıl devrim bazen bir ağacı sulamaktır. Çünkü insan önce kendi bahçesini güzelleştirmeden dünyayı güzelleştiremez.Bahçesinde güller yetişmeyenlerin hayatı ota teslim olur.Çiçeklerin adını bilmeyenler insan ruhunun kokusunu da tanıyamaz.</p>

<p>Belki de bu yüzden bugün, bütün bu uzun yolculuğun sonunda aynı sonuca varıyorum: Mutluluk bir zafer değildir. Bir makam değildir. Bir gösteri hiç değildir. Mutluluk, koşulsuzca kendin olabilmektir. Dedemin "Yazık" kelimesinde saklı merhamet... Ustamın "Abartma" sözünde gizli denge... Ve bütün yaraları iyileştiren o kadim reçete:</p>

<p>Dil Şifası. Çünkü büyücü kraliçenin gerçek reçetesi hiçbir zaman sihir değildi. İnsanın kendisiyle barışmasıydı.</p>

<p>İbrahim ATLASÇI</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>KÜLTÜR SANAT</category>
      <guid>https://www.turkiyeekspreshaber.com/dilin-sifasi-3</guid>
      <pubDate>Fri, 19 Jun 2026 14:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://turkiyeekspreshabercom.teimg.com/crop/1280x720/turkiyeekspreshaber-com/uploads/2026/06/i-m-g-3802.jpeg" type="image/jpeg" length="41286"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[DİL ŞİFASI – II]]></title>
      <link>https://www.turkiyeekspreshaber.com/dil-sifasi-ii</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.turkiyeekspreshaber.com/dil-sifasi-ii" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kelimenin Ahlâkı ve Muhabbet Sarayı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>“Düşüne, amacına akıl yormayanın yaptığı kelime havadır”</p>

<p>(Dava: Aşk ya da bir fikre, bir inanca, bir üretime odaklanmak. Kelime yapmak: Kend<a name="_GoBack"></a>i yolunu bulmak. Hava: Samimiyet/sizlik)</p>

<p>İnsan, dünyaya gözlerini açtığı andan itibaren kelimelerin ikliminde yaşamaya başlar. İlk sesler, ilk hitaplar, ilk ninniler ve ilk öğütler; ruhun toprağına düşen tohumlar gibidir. Zamanla bu tohumlar düşünceye, inanca, karaktere ve kader algısına dönüşür. Bu yüzden dil yalnızca bir iletişim aracı değildir; insanın kendisini, başkasını ve hayatı anlamlandırma biçimidir. Kimi zaman bir kelime yarayı derinleştirir, kimi zaman aynı yara için merhem olur. Kimi sözler insanı kendi özünden uzaklaştırırken, kimileri onu yeniden kendisiyle buluşturur. İşte dilin şifası da tam burada başlar: Kelimenin sesinde değil, taşıdığı niyette; cümlenin gösterişinde değil, hakikatle kurduğu bağda. Çünkü insanın kurduğu her iç dünya, önce kelimelerle inşa edilir; yıkımlar da, muhabbet sarayları da...</p>

<p>Kelimelerle kuracağımız bu kurgusal oyunun kahramanına isim verme hakkını okuyucuya bırakalım. Bakış açısı geliştirme özgürlüğünü içselleştirelim. Okuyucuyu tahakküm altına almadan, hüküm cümlelerinin gölgesine sığınmadan geçelim şu mayınlı bölgeden.</p>

<p>“Doğduğun ev kaderindir” ezberinden, üst elit kavram algoritmalarının şekillendirdiği yeni kader tasarımlarına uzanan yol boyunca ajandamıza düşen notlara birlikte göz atalım.</p>

<p>Gündelik hayatın içinde zihnimizin tuttuğu kelime bilançosu, görünmez defterlerde kayıt altına alınır. Yeri ve zamanı geldiğinde ise o kayıtlar hayata akmaya başlar. Topraktan yaratılan insanın bellek toprağına ekilen her şey; ister zehir olsun ister şifa, olgunlaşır, kök salar ve sonunda hasada dönüşür. İnsan, bu hasat mevsiminde kendilik meselesiyle yüzleşir; kim olduğunu, neye dönüştüğünü fark eder. Ardından toplumun aynası olmanın uzun ve sancılı kimlik yolculuğuna çıkar.</p>

<p>İstanbul Kadıköy Belediyesi’nde çalıştığım yıllarda Trakyalı bir ailenin nikâh törenine tanıklık etmiştim.</p>

<p>Bizim kalabalık düğünlerimizde sıkça rastlanan söz bolluğu, öğütler ve tavsiye fermanları yerine, o törende birkaç misafirin sessiz gülüşlerle günü içselleştirdiğini görmüştüm. İçlerinden biri evlenen çifte dönerek şöyle dedi:</p>

<p>“Samimiyetiniz yolunuzu açsın. Huzur sarayınız, gönülden gönüle akan muhabbetinizle şenlensin.”</p>

<p>İlk duyulduğunda son derece sade görünen bu cümle, yıllar geçtikçe zihnimde büyüdü. Çünkü bazı sözlerin yankısı söylendiği anda değil, zamanın derinliklerinde duyulur. Kimi cümleler hemen etkiler; kimileri ise insanın içine düşen bir tohum gibi sessizce bekler ve yıllar sonra filiz verir.</p>

<p>Bir zamanlar zihnimin en kutsal saydığı ezberlerden biri, bu cümleyle sarsılmıştı. Daha önce karşılaşmadığı bir düşünce biçiminin karşısında nasıl bir zırh kuşanacağını bilemeyen zihnim, uzun süre o sözün eşiğinde bekledi.</p>

<p>Samimiyet…</p>

<p>Ve gönülde kurulacak bir muhabbet sarayı...</p>

<p>İnsan zihni çoğu zaman bu sarayı inşa etmek yerine sürekli hesap yapmayı seçer. Her şeyi ölçüp biçmek ister. Niyet okuyuculuğuna soyunur. Karşısındaki insanın kalbine değil, stratejilerine odaklanır. Sonra da bunu zekânın bir göstergesiymiş gibi sunar.</p>

<p>Oysa zekâ ile bilgelik aynı şey değildir.</p>

<p>Bilgelik, bazen bir insanın söylediği sözü olduğu gibi duyabilme erdemidir. Söylenene kendi korkularını, hesaplarını ve önyargılarını katmadan kulak verebilmektir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çünkü kelimelerin de bir ahlâkı vardır.</p>

<p>Bir fikre, bir aşka, bir üretime, bir davaya yaslanmayan kelime havaya karışır gider. Gürültüye dönüşür. Gösterişe dönüşür. Sahibini büyütmek yerine onu yavaş yavaş tüketir.</p>

<p>Fakat samimiyetle söylenmiş bir söz, sahibinden ayrıldıktan sonra da yaşamaya devam eder. Bir insanın ömrüne yön verebilir. Bir çocuğun hafızasında yuva kurabilir. Bir toplumun kaderine görünmez ama kalıcı bir iz bırakabilir.</p>

<p>Belki de dilin gerçek şifası tam burada saklıdır:</p>

<p>Kelimeleri çoğaltmakta değil, onları hak ettikleri anlamla buluşturmakta...</p>

<p>Çünkü insanın iç dünyasında kurduğu muhabbet sarayı ne kadar sağlam olursa, ağzından çıkan sözler de o kadar sahici olur. Sahici sözler ise zamana yenilmez. Çağları aşar, nesiller arasında dolaşır ve büyük hikâyelerin görünmeyen temellerine dönüşür.</p>

<p>Dilin şifası bazen bir kitapta, bazen bir şiirde, bazen de bir sohbette söylenmiş tek bir cümlenin içinde saklıdır. İnsan, o cümleyi yıllar sonra yeniden hatırladığında anlar ki; kelimeler yalnızca konuşmak için değil, insanın kendi içindeki sarayı inşa edebilmesi için de vardır. Kelimeler, insani mimarinin bereketli anlatı kapılarıdır.</p>

<p>İbrahim Atlasçı</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>KÜLTÜR SANAT</category>
      <guid>https://www.turkiyeekspreshaber.com/dil-sifasi-ii</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 14:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://turkiyeekspreshabercom.teimg.com/crop/1280x720/turkiyeekspreshaber-com/uploads/2026/06/i-m-g-3802.jpeg" type="image/jpeg" length="90038"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[DİL ŞİFASI – I Hastalık Olarak Dil ve Dinlemenin Hikmeti]]></title>
      <link>https://www.turkiyeekspreshaber.com/dil-sifasi-i-hastalik-olarak-dil-ve-dinlemenin-hikmeti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.turkiyeekspreshaber.com/dil-sifasi-i-hastalik-olarak-dil-ve-dinlemenin-hikmeti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kelimeler, uzunca yolculukların öğretileridir. Bizi sınarlar ve oldururlar. Felsefe, dilin karmaşık yollarını, söylem aralarını, suskunlukları yeniden özetleyerek önümüze döker.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Fransız göstergebilimci Roland Barthes’ın şu sözü uzun zamandır zihnimin kıyılarında dolaşıyor:</p>

<p>“Bir hastalığım vardır benim: Dili görürüm.”</p>

<p>Dil hastalık olabilir mi?</p>

<p>Eğer böyle bir kanser türü varsa bu işe kim derman bulacak, kim reçete yazacak ve tedavi nasıl uygulanacak?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Belki de mesele hastalık değildir. Belki dil, görünmeyeni görünür kılan bir röntgen cihazıdır. İnsan çoğu zaman yarasını değil, yaranın üzerini örten kabuğu görür. Dil ise kabuğu kaldırır. Kişi kelimelere dikkat kesildikçe yalnız başkalarının değil, kendi zihninin de karanlık dehlizlerinde dolaşmaya başlar. Bazı hastalıklar bedende başlar; bazıları ise kelimelerin gölgesinde.</p>

<p>Barthes, dil üzerine zihin yormuş güçlü bir zaman yatırımcısıdır. Zamanın değeri onu nerede, nasıl, ne için ve kime harcadığınızla konumlanan gizemli bir hazinedir. Kişi zamanını neye yaslarsa tattığı makamda özü büyür. Öykündüğü öykülerden arınıp vardığı noktada benlik büyüsünün sırrı çözülür.</p>

<p>Biz de kurgusal bir ömrün terekesinden payımıza düşecek ganimete ortak olma şiarını keyfimize gıda kılabilmek için Puslu Kıtalar Atlası’nı açalım. Kendimizin keşfine, dilimizin anılara dağıttığı keşliklere doğru yol alalım.</p>

<p>Kelimeler Diyarının nam sahibi dilbaz ustalarının zihnimizde yankılanan meşhur atarlı üslubuyla Zümrüdüanka’nın gövdesine binelim ve sözün başladığı yere doğru uçalım.</p>

<p>Suskunluğun mecburi kudretinden edinilen sorgulamalar yalnızlık aynasına yansıdıkça öznesini renkli bir dil öğrenmeye sürükler. Her sürgün, iliklerimize dek sinmiş baskı altında patlamaya ya da parıldamaya heveslenen sancılı bir cevherdir. Mesele potansiyelin nasıl işleneceği, hangi diyarlardan geçeceği ve hangi ateşlerde pişeceğidir.</p>

<p>“Bişnev…”</p>

<p>Farsça kökenli bu kelime “dinle” anlamına gelir. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin Mesnevî’sinin ilk kelimesidir.</p>

<p>Hastalığımızın ilk evresi dinleme meselesiyle yakın temas halindedir.</p>

<p>Sözü buradan alıp biraz daha geriye götürelim.</p>

<p>Gılgamış Destanı, sözün kayıt altına alındığı ilk büyük belgelerden biri olarak önümüzde duruyor. Söz yazıya aktarılınca varlık sahasında yeni bir problem ortaya çıkar; Sınırlılık</p>

<p>Söz uçsuz bucaksızdır; yazı ise sınır çizer. Hafıza genişlerken aynı zamanda daralır. Çünkü kaydedilen şey korunur ama kaydedilmeyen şey unutulmaya mahkûm olur.</p>

<p>Kâğıt, kalem ve yazma meselesinde uygarlık gözlüğünü inatla reddeden şifahi kültürler, kelimeleri heba etme şımarıklığının ceremesini sonraki nesillere bıraktıkları katranla ödeyeceklerinin farkında bile olmadan beylik sözler etrafında bir gelecek imar etmeye yöneldiler.</p>

<p>Oysa insan, kelimelerin şaheseridir.</p>

<p>İnsan önce duyduğu sözlerle biçimlenir, sonra söylediği sözlerle kendini yeniden kurar. Dil yalnızca iletişim aracı değildir; hafızanın mimarı, kimliğin terzisi ve ruhun görünmez haritasıdır.</p>

<p>Belki de dilin şifası daha çok konuşmakta değil, daha derin dinlemektedir. Çünkü hakikat çoğu zaman söylenenlerde değil, söylenemeyen<a name="_GoBack"></a>lerin arasında saklanır.</p>

<p>İbrahim Atlasçı</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>KÜLTÜR SANAT</category>
      <guid>https://www.turkiyeekspreshaber.com/dil-sifasi-i-hastalik-olarak-dil-ve-dinlemenin-hikmeti</guid>
      <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 12:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://turkiyeekspreshabercom.teimg.com/crop/1280x720/turkiyeekspreshaber-com/uploads/2026/06/8dbcbb3a-5a54-4b22-b59e-e1c0e56bfe33.jpeg" type="image/jpeg" length="44799"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sorumsuz Açıklamalar ve Toplumsal Sorumluluk: Boykotun Gücü]]></title>
      <link>https://www.turkiyeekspreshaber.com/sorumsuz-aciklamalar-ve-toplumsal-sorumluluk-boykotun-gucu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.turkiyeekspreshaber.com/sorumsuz-aciklamalar-ve-toplumsal-sorumluluk-boykotun-gucu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bir ülkenin ekonomik kalkınmasında rol oynamak, o ülkenin insanına, kültürüne ve onuruna saygısızlık etme hakkını kimseye vermez. İş dünyasının zirvesindeki isimlerin, toplumsal birleştiricilik rolünü üstlenmesi gerekirken, tam tersine ayrıştırıcı ve incitici ithamlarla gündeme gelmesi kabul edilemez bir sorumsuzluk örneğidir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Son günlerde Rahmi Koç’un Kürt kadınlarına yönelik sarf ettiği iddia edilen, feodal zihniyetin izlerini taşıyan ve asırlık çınarlar gibi bu toprakları ayakta tutan kadınlarımızı hedef alan sözleri, tam anlamıyla bir akıl tutulmasıdır.</p>

<p></p>

<p>Bu toprakların mayası; dil, ırk, köken ayırt etmeksizin birbirine kenetlenmiş insanlardan oluşur. Özellikle Anadolu ve Doğu coğrafyasında, tüm zorluklara göğüs gererek nesiller yetiştiren, emeğin ve fedakarlığın simgesi olan Kürt kadınlarına yönelik her türlü küçümseyici veya aşağılayıcı yaklaşım, yalnızca o kadınlarımıza değil, bu ülkenin toplumsal barışına ve ortak vicdanına yapılmış bir saldırıdır.</p>

<p></p>

<p>"Ayrımcılık ve kibir, fildişi kulelerinden topluma tepeden bakanların en büyük körlüğüdür."</p>

<p></p>

<p>Peki, bu üstenci dile ve toplumu kutuplaştıran fütursuzca açıklamalara karşı sıradan vatandaşın elindeki en büyük güç nedir? Elbette ki tüketimden gelen demokratik gücü, yani boykotu kullanmaktır.</p>

<p></p>

<p>Bir marka ya da holding, gücünü doğrudan bu halkın cebinden, emeğinden ve tüketiminden alıyorsa, o halkın değerlerine ve insanına da aynı ölçüde saygı duymak zorundadır. Hem bu halkın parasıyla devasa bir ekonomik imparatorluk yönetip hem de o halkın bir kesimini, kadınlarını hor görmek muazzam bir tetezattır.</p>

<p></p>

<p>Bu nedenle;</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Halkın onurunu korumak,</p>

<p></p>

<p>Ayrıştırıcı dile karşı net bir duruş sergilemek,</p>

<p></p>

<p>Ve sermayenin, toplumsal değerlerden daha üstün olmadığını göstermek adına,</p>

<p></p>

<p>Koç Grubu ürünlerine karşı başlatılan boykot çağrısı, sadece ekonomik bir hamle değil, ahlaki bir zorunluluktur. Her bir tüketicinin tercihleri, aynı zamanda onun duruşunu ve değerlerini temsil eder. Bu sorumsuz ve haddi aşan ifadelere karşı sessiz kalmamak, tepkiyi demokratik ve barışçıl bir şekilde tüketim tercihleriyle göstermek her onurlu vatandaşın hakkıdır.</p>

<p></p>

<p>Kürt kadınları da, bu ülkenin diğer tüm kadınları gibi, saygıyı ve baş tacı edilmeyi hak etmektedir. Onları hedef alan her türlü nefret ve kibir dilini şiddetle kınıyor; herkesi bu haklı duruşa destek vererek boykot dalgasına katılmaya davet ediyoruz. Unutulmamalıdır ki; halkın gücü, hakkın gücüdür ve hiçbir sermaye bu gücün karşısında duramaz.</p>

<p></p>

<p>Mehmet TURA</p>

<p>Eğitim Yöneticisi</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>KÜLTÜR SANAT</category>
      <guid>https://www.turkiyeekspreshaber.com/sorumsuz-aciklamalar-ve-toplumsal-sorumluluk-boykotun-gucu</guid>
      <pubDate>Sun, 07 Jun 2026 17:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://turkiyeekspreshabercom.teimg.com/crop/1280x720/turkiyeekspreshaber-com/uploads/2026/06/i-m-g-1369-1.png" type="image/jpeg" length="18881"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ahh Diyarbekir]]></title>
      <link>https://www.turkiyeekspreshaber.com/ahh-diyarbekir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.turkiyeekspreshaber.com/ahh-diyarbekir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kalenin burcunda uçurdum o son güvercinlerimi,
Beyaz, kül kırmızısı, kahverengi bir mendildir Diyarbekir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>Dicle’nin düşlerine karışmış bir dua gibi akar zaman,</p>

<p>Bir yakarıştır Diyarbekir.</p>

<p></p>

<p>Ahmed Arif’in sesinde yankılanan bir yürek fırtınasıdır,efkârdır.</p>

<p>Aşka geçit vermeyen bir rüzgârdır Diyarbekir.</p>

<p></p>

<p>Hevsel’de umut çiçeğidir, Karacadağ’da Karaca Çarşığıinadına diri kalan.</p>

<p>Bir sabır yumağıdır Diyarbekir.</p>

<p></p>

<p>İpek yoludur, masaldır, kelamdır,</p>

<p>Yüzü tarih, sesi ağıt, kalbi sevda, kadim bir anlatıdır Diyarbekir.</p>

<p></p>

<p>Surların gölgesinde yarım kalmış aşklar kentidir, sırdaştır.</p>

<p>Kavuşmaları, ayrılıkları sarmaş dolaştır Diyarbekir.</p>

<p></p>

<p>Her sokağı, bir şiirin dizesinde çamaşır iplerine asılı rüzgâr sesidir.</p>

<p>Bir sokak lambasının loş ışığıdır Diyarbekir</p>

<p></p>

<p>Güldür, küldür, sözdür Diyarbekir.</p>

<p>Şairdir, ozandır, gezgindir Diyarbekir.</p>

<p></p>

<p>Sevdanın kalbidir, kelimelerin gölgesi, leyleklerin yuvası,</p>

<p>Bir mevsim kaç döngüsüdür Diyarbekir</p>

<p></p>

<p>Gecesi sürmeli, gündüzü dertli, sabahı umutludur,</p>

<p>Candır Diyarbekir.</p>

<p></p>

<p>Feride’dir, mektuptur, hüzündür, şiirdir,</p>

<p>Sayfalar dolusu yürektir Diyarbekir.</p>

<p></p>

<p>Bir nehre bakmaktır, bir köprüde bitiştir.</p>

<p>Sevmenin bile ağır geldiği şehirdir, Diyarbekir.</p>

<p></p>

<p>Dicle’nin kıyısında bekleyen eski bir aşk mektubudur,</p>

<p>Her kazıda onu arkeologlar bulur, burkulur Diyarbekir.</p>

<p></p>

<p>Ozandır, kavaldır,<a name="_GoBack"></a>dengbejdir,</p>

<p>Zamanın saygıyla geçtiği, ağır yürüdüğü bir kadim sestir Diyarbekir.</p>

<p></p>

<p>Küllerinden güller derlerim</p>

<p>Bağlardan bahçelere bir yoldur Diyarbekir.</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>Kapıları işlemelidir,</p>

<p>Her kapısı başka bir ayrılığa açılan eski bir şehirdir Diyarbekir.</p>

<p></p>

<p>Taş duvarların ardında saklı kalmış bir çocuk gülüşüdür, bilirim.</p>

<p>Yollarına bir çimen gibi serilirim, Ahh Diyarbekir.</p>

<p></p>

<p>Beşikler vermişim Nuh’a, salıncaklar hamaklar,</p>

<p>Havva ananın saçlarını öptüğü şehirdir Diyarbekir.</p>

<p></p>

<p>Masalımdır, mabedimdir, ninnimdir, sesimdir,</p>

<p>Kuş cıvıltıları, güvercin renkleriyle karışık bir rapsodidir Diyarbekir</p>

<p></p>

<p>Zamana basılmış mühürdür, başaktır, bileziktir.</p>

<p>Amida’nın büyük oğludur, Amid’in torunudur Diyarbekir.</p>

<p></p>

<p>Soğuk sular içtiğim testidir, su ve güneş saatidir,</p>

<p>Çeşmedir, sarnıçtır, Cezeri’dir Diyarbekir.</p>

<p><img alt="D44A942D 0113 409D 9B10 7Ec7C629E9E1" height="2048" src="https://turkiyeekspreshabercom.teimg.com/turkiyeekspreshaber-com/uploads/2026/06/d44a942d-0113-409d-9b10-7ec7c629e9e1.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="1536" /></p>

<p>Sabah makamıdır, ezan vaktidir, gül ve ekmek çağrısıdır,</p>

<p>Bir gönül yarasıdır Diyarbekir.</p>

<p></p>

<p>Her köşesi, yarım kalmış bir vedanın izini taşır, közdür,</p>

<p>“Hoşça kal” demekle “Hoş geldin” arası bir sözdür Diyarbekir.</p>

<p></p>

<p>Bilgedir, merttir, yüreklidir, ariftir,</p>

<p>Hüzne ve sevdaya dair bir şiirdir Diyarbekir.</p>

<p>Ferman salmış</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>KÜLTÜR SANAT</category>
      <guid>https://www.turkiyeekspreshaber.com/ahh-diyarbekir</guid>
      <pubDate>Fri, 05 Jun 2026 16:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://turkiyeekspreshabercom.teimg.com/crop/1280x720/turkiyeekspreshaber-com/uploads/2026/06/064c1fff-9678-45c5-9fab-9648821a7590.jpeg" type="image/jpeg" length="42060"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[DİYŞAD Başkanı Av. Aydın Ak: "Ahmed Arif, Bu Coğrafyanın Ortak Vicdanı ve Eskimeyen Direncidir"]]></title>
      <link>https://www.turkiyeekspreshaber.com/diysad-baskani-av-aydin-ak-ahmed-arif-bu-cografyanin-ortak-vicdani-ve-eskimeyen-direncidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.turkiyeekspreshaber.com/diysad-baskani-av-aydin-ak-ahmed-arif-bu-cografyanin-ortak-vicdani-ve-eskimeyen-direncidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bugün, edebiyatımızın ve bu kadim toprakların en gür, en onurlu seslerinden biri olan büyük usta Ahmed Arif’in aramızdan ayrılışının 35.yıl dönümü. Diyarbakır Yazarlar ve Şairler Derneği (DİYŞAD) Yönetim Kurulu Başkanı olarak, kalbi her daim halkıyla, memleketiyle ve insanlıkla atan bu büyük şairimizi özlemle anıyorum.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>​Ahmed Arif, sadece Türk edebiyatına yön veren şiirleriyle değil; haksızlığa karşı duruşuyla, adalete ve insana olan sarsılmaz inancıyla bu coğrafyanın kültürel hafızasına kazınmış müstesna bir değerdir. Bizler de dernek olarak "Sözümüz özgürlüğe, yolculuğumuz insana..." şiarıyla yola çıkarken, onun bıraktığı o asil meşalenin aydınlığından güç alıyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="Aa53D920 Abdd 4Ac0 Ae31 C69C398A2Faa" height="1156" src="https://turkiyeekspreshabercom.teimg.com/turkiyeekspreshaber-com/uploads/2026/06/aa53d920-abdd-4ac0-ae31-c69c398a2faa.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="849" /></p>

<p>​Usta şairimiz; "Seni, anlatabilmek seni. İyi çocuklara, kahramanlara..." mısralarında vücut bulan o saf, ödünsüz ve onurlu duruşun simgesidir. Diyarbakır’ın taşından, toprağından, asırlık çığlığından ve sevdasından beslenen hasreti, prangaları eskiten bir dirençle şiirleştiren Ahmed Arif, bu kentin ve tüm insanlığın ortak vicdanı olmayı başarmıştır.</p>

<p></p>

<p>​DİYŞAD olarak, onun bizlere bıraktığı kültürel mirasa sahip çıkmayı, bu kadim kentin sırrını ve edebiyatımızın gücünü gelecek nesillere aktarmayı en büyük vazifemiz olarak görüyoruz. Anadolu'nun ve Diyarbakır'ın bu yiğit, bu ödünsüz sesini vefatının yıl dönümünde rahmetle anıyor; aziz hatırasını özlemle yad ediyoruz.</p>

<p></p>

<p>​Av. Aydın Ak</p>

<p>Diyarbakır Yazarlar ve Şairler Derneği (DİYŞAD) Yönetim Kurulu Başkanı</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>KÜLTÜR SANAT</category>
      <guid>https://www.turkiyeekspreshaber.com/diysad-baskani-av-aydin-ak-ahmed-arif-bu-cografyanin-ortak-vicdani-ve-eskimeyen-direncidir</guid>
      <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 08:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://turkiyeekspreshabercom.teimg.com/crop/1280x720/turkiyeekspreshaber-com/uploads/2026/06/aa53d920-abdd-4ac0-ae31-c69c398a2faa.jpeg" type="image/jpeg" length="68900"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[AYAKTA KAL VE HAREKETE GEÇ!]]></title>
      <link>https://www.turkiyeekspreshaber.com/ayakta-kal-ve-harekete-gec</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.turkiyeekspreshaber.com/ayakta-kal-ve-harekete-gec" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Başarılı olmak, bir şeyleri başarmak hemen herkesin ortak hedefi…]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ancak kimileri için başarı kendiliğinden geliyormuşçasına kolayken kimileri için de bir türlü varılamayan yol gibidir. Hayat uzun soluklu, macera dolu bir yol herkes için. Herkese göre hayatın bir anlamı ve de doğruları var. Sadece anın önemini kavrayanlar ise oldukça şanslı görülüyor. Hayatın anlamını çözmeye çalışan birçok kişinin ise buluştuğu ortak bir nokta var, o da başarı. Her başarı kişiye göre önem kazanıp kaybederken başarının getirdikleri bu yönde değişmeye devam ediyor.</p>

<p></p>

<p>Her şeyi kaybetmiş gibi hissediyorsan ağacı hatırla. O da her yıl tüm meyve ve yapraklarını kaybeder. Ve yine güzel günlerin geleceğini bilerek dimdik ayakta durmaya devam eder. Şunu da bil: Gecenin karanlığı bir anda son bulup sabaha dönüşmüyor. Bunun bir süresi var. Tohum ve tane, bir anda ekine ve ağaca dönüşmüyor. Bunun bir süresi var. Senin zorluk ve sıkıntıların da bir anda ortadan kalkmayabilir ama sabırlı olursan sabahı da ağacı da görürsün.</p>

<p></p>

<p>Öyleyse?</p>

<p></p>

<p>Geceye yenilmemek lazım. Tıpkı merhum Sezai Karakoç'un dediği gibi:</p>

<p></p>

<p>"Geceye yenilmeyen her insana, ödül olarak bir sabah, bir gündüz ve bir güneş vardır."</p>

<p></p>

<p></p>

<p>Küçük başarılar büyük sevinçleri doğuruyor, atılan küçük adımlar büyük başarılara imza atmıştır. Tek bir kelime ile ifade edilen ama birçok kişinin yıllarını verdiği başarı olarak adlandırılan kavramın arkasında aslında pes etmeyen bir mücadele ruhu bulunuyor. Bu mücadele ruhu başarı sözleri ne kadar sık kullanılırsa sahnede göze çarpanlar da o kadar mutluluk verici oluyor. Her geçen gün ağırlaşan hayat şartlarında başarı sözleri motivasyon için de ayrı bir anlam kazanıyor.</p>

<p></p>

<p>Unutma karıncanın sırtına kendi ağırlığının on mislini verip kuvvetlendiren Allah, senin sırtına kaldıramayacağın yükü vermez. Yeter ki sen çalışmaya başla, uçamıyorsan koş, koşamıyorsan yürü, yürüyemiyorsan emekle, ama ne olursa olsun harekete geç ve hareket etmeye devam et.</p>

<p></p>

<p>Değerli okur; yapabilmek için harekete geçmek yarışmak gerekiyor. Yarışmak için hazır ve başlamak gerekiyor.</p>

<p></p>

<p>Sadece başlayın.</p>

<p></p>

<p>Gerekirse yavaş başlayın.</p>

<p></p>

<p>Gerekirse küçük başlayın.</p>

<p></p>

<p>Ama mutlaka başlayın.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>Her güzel şey ilk adımla başlar.</p>

<p></p>

<p>İnanın başlamak kazanmanın yarısıdır.</p>

<p></p>

<p>İnanırsanız başarırsınız.</p>

<p></p>

<p>Başarıya giden yol ilk adımla başlar.</p>

<p></p>

<p>Harekete geç!!</p>

<p>Av.Aydın Ak</p>

<p>Diyarbakır Yazarlar ve Şairler Derneği Başkanı</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>KÜLTÜR SANAT</category>
      <guid>https://www.turkiyeekspreshaber.com/ayakta-kal-ve-harekete-gec</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 12:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://turkiyeekspreshabercom.teimg.com/crop/1280x720/turkiyeekspreshaber-com/uploads/2026/06/i-m-g-2939.png" type="image/jpeg" length="84825"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[YAPAY ZEKÂ VE İNSANLIĞIN GELECEĞİ]]></title>
      <link>https://www.turkiyeekspreshaber.com/yapay-zeka-ve-insanligin-gelecegi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.turkiyeekspreshaber.com/yapay-zeka-ve-insanligin-gelecegi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yapay zekâ günümüzde kullanılan ve üzerinde hala çalışılan güncel bir konudur.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bu konu sürekli güncel kalacak bir gelişim, değişim ve dönüşüm sürecidir. Popüler olan toplumsal değişim ve dönüşüm süreci, aslında geçmişten günümüze gelen ve toplumsal farkındalık ile teknolojik adımlarla büyük bir hız kazanan yapay zekâ bir yandan gelişme adına bizi sevindirirken, bir yandan da korkutuyor. Örneğin, ufak bir çalışmayla, benim videomu ve sesimi kullanarak bana söylemeyeceklerimi söyletebilir; görüşmediklerimle görüşmüş gibi gösterebilir. Yapay zekâ ile karpuz seçenler, şiir makale yazanlar, klavye üzerinde kahramanlık yapanlar, merak edilip insanın aklına gelebilecek her şeyi araştıracak her türlü bilgiye ulaşacak ancak bu bilginin doğruluğu yanlışlığı teyit edilmeden bu bilgiye habere itibar edecek, bilgi kirliliğine yol açacak bilgiyi yayan insanları görüyoruz. Teknoloji ülkemizde her geçen gün ilerlemeye devam etmekte, fakat yararlarının yanında zararlarını da dikkat çekiyor. Artık tartışmamız gereken soru, yapay zekânın insan, çevre ve ekonomi üzerinde etkisi olup olmayacağı değil. Asıl mesele, yapay zekânın yaratacağı etkinin iyi mi kötü mü olacağına ve bunun kimler için, nasıl, nerede ve ne zaman gerçekleşeceğine dayanıyor?</p>

<p>Yapay zekâ, en basit şekilde tanımlarsak belirli görevleri yerine getirmek için insan zekâsını taklit eden ve topladıkları bilgileri yineleyerek kendilerini geliştirebilen sistemler olarak tanımlıyoruz. Yapay zekâyı günümüz teknoloji sistemlerinden ayıran en önemli özellik insan zekâsını taklit edebilmesidir. Bu sistem, var olan durumları gözlemleyerek daha önceden belirlenen parametreler doğrultusunda ilgili durumu işler ve buna yönelik bir tepki verir. Bu süreçte, yapay zekâ duruma ilişkin verileri hızlı, yinelemeli ve akıllı algoritmalarla birleştirilerek işler. İnsanın belirli bir durum karşısındaki düşünceleri, davranışları ve duyguları, binlerce örneğin ve parametrenin oluşturduğu algoritmalarla taklit edilebilir. Ama insan taklit edilemez. Çünkü o kendisine has ve biriciktir. İnsan merhametli vicdanlı ve insancıldır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yapay zekâ, önümüzdeki yıllarda hayatımızı birçok yönden (olumlu ve olumsuz) etkilemeye devam edecektir</p>

<p>Yapay zekânın fırsatları :</p>

<p>-Genetik veriler ve yaşam tarzı bilgileri analiz edilerek, kişiye özel tedavi ve önleyici sağlık hizmetleri sunulabilecektir. Sağlıkta, yapay zekâ destekli sistemler teşhis ve tedavide devrim oluşturabilir. Hastalık teşhisi, ilaç keşfi, kişiselleştirilmiş tedavi planları, tıbbi görüntü analizi ve hasta bakımı gibi alanlarda kullanılarak yapay zekâ destekli sistemler, erken teşhis ve tedavi planlamasında, üretilen yapay organlarla sağlık problemleri ve bulaşıcı hastalıklara karşı hızlı bir çözüm bulunabilir.</p>

<p>-Yapay zekâ, doğal çevreyi korumak, kaynakları verimli kullanmak ve yeni nesil çözümler geliştirmek için artık vazgeçilmez bir araçtır. Yapay zekâyı sadece risklerden korunmak için değil, daha bilinçli kararlar almak ve sağlam stratejiler oluşturmak için de kullanabiliriz. Hem bireysel hem toplumsal ölçekte güvenli bir gelecek için hepimizin pusulası olabilir. Verilerle geçmişte yapılan yanlış ve hatalardan ders çıkararak, sorunlara karşı geliştirilen strateji ile daha sağlıklı bir sonuca çözüme ulaşılabilir. Bilgiye ulaşmak daha kolay ve ucuz olabilir.</p>

<p>-Eğitimde, yapay zekâ her öğrencinin öğrenme hızına ve stiline uygun bir eğitim deneyimi sunabilir. Bu, eğitimde fırsat eşitliği için büyük bir potansiyel demek. Kişiselleştirilmiş öğrenme deneyimleri, otomatik değerlendirme sistemleri ve eğitim içeriği oluşturma gibi alanlarda yapay zekâ teknolojileri kullanılıp bu sistemi her öğrenciye ulaştırmak gerekir.</p>

<p>-Yapay zekâ, iklim değişikliğiyle mücadelede güçlü bir araç olabilir. Yapay zekâ tabanlı analizler, enerji tüketimini optimize etmek ve karbon emisyonlarını azaltmak için kullanılabilir. Tarımda, mahsul ve su verimliliği üzerine çalışan yapay zekâ sistemleri, gıda güvenliğine katkı sunabilir ve kaynakların daha verimli kullanılmasını sağlayabilir.</p>

<p>-Endüstriyel üretim süreçlerinde yapay zekâ, verimliliği ve kaliteyi artırabilir. Makine öğrenimi algoritmaları, üretim hatalarını önceden tahmin ederek bunların en aza indirilmesini sağlayabilir. Bu durum, üretim maliyetlerini düşürürken, kaynakların daha verimli kullanılmasını mümkün kılar.</p>

<p>-Ulaşımda araçlar, trafik yönetimi, rota, akıllı trafik ışıkları, alternatif yollar ve sürücü davranışı analizi gibi alanlarda yapay zekâ çözümleri geliştirilmektedir. Trafik yönetimi, enerji kullanımı ve kamu hizmetleri yapay zekâ ile optimize edilebilecektir.</p>

<p>-Şehir planlamasında yapay zekâ teknolojileri; trafik akışını, enerji ve su kullanımını optimize etmek ve atık yönetimini geliştirmek gibi konularda büyük faydalar sağlayabilir. Bu da şehirlerde yaşam kalitesini artırarak, sürdürülebilir kentsel gelişimi destekler…</p>

<p>Yapay Zekânın Potansiyel Tehlikeleri Nelerdir?</p>

<p>-Yapay zekânın öğrenme ve karar verme yetenekleri, insan zekâsına benzemektedir. Yapay zekânın insanlar tarafından programlanması veya eğitilmesi gerektiği için, kötü niyetli insanlar tarafından manipüle edilebilir veya yanlış programlanabilir. Bu durum, yapay zekâ sistemlerinin yanlış veya hatalı kararlar vermesine neden olabilir.</p>

<p>- Yapay zekâ teknolojilerinin gelişimi, bazı işleri yapmak için insanların yerini alabilir. Bu durum, birçok sektörde insan işsizliğine neden olabilir. Bazı mesleklerin kaybolmasına neden olabilir.</p>

<p>- Yapay zekâ teknolojileri, insan hayatını ve sağlığını etkileyen kritik kararlar alabilir. Bu nedenle, yapay zekâ sistemi etik sorunlara neden olabilir. Örneğin, bir savaşta otonom silahların kullanımı veya sağlık sektöründe yapay zekâ destekli kararların verilmesi etik sorunlara neden olabilir.</p>

<p>-Yapay zekâ teknolojileri, kişisel verileri toplamak, depolamak ve analiz etmek için kullanılabilir. Bu durum, kişisel gizlilik ihlallerine neden olabilir. Kötü niyetli kullanım veya beklenmedik sistem davranışları, güvenlik açıklarına yol açabilir. Casusluk faaliyetleri artabilir.</p>

<p>- Yapay zekâ teknolojilerinin geliştirilmesi, birçok ülke arasında bir yarış haline gelmiştir. Bu yarış, siber saldırıların artmasına, casusluk faaliyetlerinin artmasına ve küresel bir silahlanma yarışına neden olabilir.</p>

<p>Bu riskleri azaltmak için, etik ilkeler ve düzenleyici çerçeveler geliştirilmektedir. Bu nedenle yapay zekânın avantaj ve dezavantajları, sunduğu fırsatlar, beraberinde getirdiği tehditler ve buna bağlı olarak insanlığın geleceği toplumun tüm kesimleri ve özellikle gençleri tarafında tüm boyutları ile sürekli araştırılmalı, takip edilmeli, yapay zekâ ve doğal zekâ kullanılarak elde edilen veriler doğrultusunda aksiyonlar alınmalı ve gelecek verileri oluşturulmalıdır. Yapay zekâ ile teknolojik robotlar insanları taklit edebilse bile insan yerine geçse bile asla insanı tam anlamıyla taklit edemez. Çünkü o kendisine has ve biriciktir. İnsan duygusal, merhametli vicdanlı ve insancıldır.</p>

<p>Özet olarak, insanlar hayal ederek, üreterek, çalışarak yapay zekâ ile geleceğin teknolojisi olarak önemli bir yer tutacaktır. İnsan hayatını kolaylaştıracak bilgiye kısa sürede ulaştıracak bir veri sistemi yol gösterici olarak görebiliriz. Yapay zekâ sistemleri, pek çok sektörde kullanılabilir ve işlemleri hızlandırabilir, doğruluğu artırabilir ve daha doğru sonuçlar üretebilir. Ancak, yapay zekâ sistemleri, bazı endişelere de neden olabilir ve gizlilik gibi etik sorunlar da ortaya çıkabilir. Yapay zekâda ileri olan devletler bencil davranarak bu avantajı diğer geride kalmış ülkeler üzerinde bir güç gösterisi bunu bir tehdit olarak kullanabilirler. Yapay zekâ ve teknoloji insanların geliştirdiği ve insanlık için kullanılmalı. Tasarlanan teknoloji ürünleri, sağlıkta, eğitimde, ulaşımda, ekonomide ve birçok sosyal alanda insanlık adına ortak kullanılmalıdır. Evrensel normlara uygun insanlığın ortak malı olarak görülmeli. Yapay zekâ teknolojisi, doğru kullanıldığı takdirde büyük bir potansiyele sahip ve asıl önemli olan bilişimi teknolojiyi doğru kullanmak. Sonuç olarak insan taklit edilemez. Çünkü o kendisine has ve biriciktir. İnsan merhametli vicdanlı ve insancıldır</p>

<p>Av.Aydın AK / Diyarbakır ve Yazarlar ve Şairler Derneği Başkanı</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>KÜLTÜR SANAT</category>
      <guid>https://www.turkiyeekspreshaber.com/yapay-zeka-ve-insanligin-gelecegi</guid>
      <pubDate>Fri, 22 May 2026 09:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://turkiyeekspreshabercom.teimg.com/crop/1280x720/turkiyeekspreshaber-com/uploads/2026/05/b1e4243a-c654-4884-b412-c8a0e0077fed-6.jpeg" type="image/jpeg" length="44523"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[ŞİİR,MAZİDEN ATİYE PROJESİNE İZ BIRAKTI]]></title>
      <link>https://www.turkiyeekspreshaber.com/siirmaziden-atiye-projesine-iz-birakti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.turkiyeekspreshaber.com/siirmaziden-atiye-projesine-iz-birakti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Millî Eğitim Bakanlığı tarafından düzenlenen ve bugüne kadar 3 bini aşkın öğrenci ile öğretmenlerin katılım sağladığı "Maziden Atiye" programlarının bu haftaki açılışları; Bitlis'in Ahlat ilçesi, Diyarbakır, Şırnak, Erzurum ve Amasya illerinde gerçekleşti. Diyarbakır İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından Çeşitli illerden Diyarbakır’a gelen 70 erkek öğrencilerine yönelik 10-16 Mayıs tarihlerinde Diyarbakır Devegecidi Sosyal Tesislerinde kamp programı düzenlendi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Program, Türkiye'nin dört bir yanından gelen öğrencileri tarihî ve kültürel mirasımızla buluşturarak geçmişle gelecek arasında güçlü bir köprü kuruyor ve gençlerin kendi coğrafyalarını tanımalarına fırsat tanıyor.</p>

<p>Bu proje kapsamında Diyarbakır İl Milli Eğitim müdürlüğü ve Diyarbakır Yazarlar ve Şairler Derneği işbirliği (DİYŞAD) ile Diyşad Şiir Etkinliği ve Söyleşisi düzenlendi. Bu programa 3 söyleşi ve 3 şiir dinletisi ile destek veren Diyarbakır Yazarlar ve Şairler Derneği etkinliklere damgasını vurdu.</p>

<p></p>

<p>Diyşad ve Diyarbakır il milli eğitim işbirliğiyle geçmişin kültürünü geleceğe taşıyoruz. Diyarbakır Yazarlar ve Şairler Derneği Yönetim kurulu Üyesi Reyhan Alkar Karlıdağ moderatörlüğünde ve Diyşad başkanı Av.Aydın Ak ve Diyşad icra heyeti başkanı Veysi Fida ve Mehmet Tanrıkulu tarafından öğrencilere "geçmişin kültürünü geleceğe taşıyoruz ve moral ve motivasyon " söyleşi gerçekleştirildi. Şiir Etkinliği Programda ise Şiir Okuyan Diyşad Şairleri;<img alt="9Bf26750 0220 4Bb3 98F9 A1A8E4Da22Cd" height="1530" src="https://turkiyeekspreshabercom.teimg.com/turkiyeekspreshaber-com/uploads/2026/05/9bf26750-0220-4bb3-98f9-a1a8e4da22cd.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="2040" /></p>

<p>Mehmet Tanrıkulu, Hüseyin Acar,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Murat Selçuk, M.Ferhat Alcu, Sinan Kaplan ve Caze Baran sahne alarak değişik illerden gelen öğrencilere şiir dinletisi ve müzik ziyafeti verildi. Diyarbakır il milli eğitim müdürlüğü ve Diyşad işbirliği ile Maziden Atiye Diyarbakır projesine kapsamında düzenlenen söyleşide, Öğrencilerimizin kişisel ve akademik gelişimlerini desteklemek,<img alt="5A22942B Dd7A 4D46 B401 Dc6Ca1532B32" src="https://turkiyeekspreshabercom.teimg.com/turkiyeekspreshaber-com/uploads/2026/05/5a22942b-dd7a-4d46-b401-dc6ca1532b32.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" / width="2040" height="1530"></p>

<p>genç nesilleri Diyarbakır şehrinin tarihî dokusu, kültürel mirası ve medeniyet değerleriyle buluşturmaya değinildi.Diyşad yazar ve şairleri tarafından gerçekleştirilen ve öğrenciler tarafından büyük beğeni alan "Maziden Atiye" kamp programı soru cevap ve çekilen toplu hatıra fotoğrafı ile sona erdi.Bu kamp programları önümüzdeki günlerde birçok ilde de gerçekleştirilmesi planlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>KÜLTÜR SANAT</category>
      <guid>https://www.turkiyeekspreshaber.com/siirmaziden-atiye-projesine-iz-birakti</guid>
      <pubDate>Mon, 18 May 2026 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://turkiyeekspreshabercom.teimg.com/crop/1280x720/turkiyeekspreshaber-com/uploads/2026/05/3acb1146-fc9a-4dfe-babc-a8c7ef52eaa6.jpeg" type="image/jpeg" length="22503"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ben susmayacağım]]></title>
      <link>https://www.turkiyeekspreshaber.com/ben-susmayacagim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.turkiyeekspreshaber.com/ben-susmayacagim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Beni yıllarca görmezden gelenlere rağmen susmayacağım.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sadece bir istatistik gibi davrananlara rağmen susmayacağım.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hayallerimi küçümseyenlere,</p>

<p>beni eksik görenlere,</p>

<p>hayatın kenarına itmeye çalışanlara rağmen susmayacağım.</p>

<p></p>

<p>Susturulmayacağım.</p>

<p></p>

<p>Çünkü benim sesim;</p>

<p>yıllardır yok sayılan milyonlarca engelli bireyin sesidir.</p>

<p></p>

<p>Ben bu düzene boyun eğmeyeceğim.</p>

<p>Beni eve kapatmak isteyen zihniyete boyun eğmeyeceğim.</p>

<p>“Şükret, otur” diyenlere boyun eğmeyeceğim.</p>

<p>Hakkımı isterken beni nankör ilan edenlere boyun eğmeyeceğim.</p>

<p></p>

<p>Çünkü ben sadaka değil,</p>

<p>hak ettiğim hayatı istiyorum.</p>

<p></p>

<p>Eşitliği istiyorum.</p>

<p>İstihdamı istiyorum.</p>

<p>Onuruyla yaşayabilen bir insan olmayı değil,</p>

<p>zaten insan olduğumun kabul edilmesini istiyorum.</p>

<p></p>

<p>Ben kimsenin vicdan süsü değilim.</p>

<p>Bir farkındalık haftasının göstermelik cümlesi değilim.</p>

<p>Fotoğraf çekilip unutulacak bir hayat değilim.</p>

<p></p>

<p>Ben Yusuf Bingöl.</p>

<p>Ve buradan açık açık söylüyorum:</p>

<p></p>

<p>Siz yıllarca engelli bireyleri susturmaya alıştınız.</p>

<p>Konuşunca rahatsız oldunuz.</p>

<p>Hakkını isteyince “fazla ileri gidiyor” dediniz.</p>

<p>Ama artık korkan taraf biz olmayacağız.</p>

<p></p>

<p>Çünkü kaybedecek umudunu bile elinden aldığınız insanlar,</p>

<p>bir noktadan sonra sadece mücadele etmeyi öğrenir.</p>

<p></p>

<p>Ben mücadeleden vazgeçmeyeceğim.</p>

<p></p>

<p>Bu çürümüş sisteme rağmen yaşayacağım.</p>

<p>Üreteceğim.</p>

<p>Yazacağım.</p>

<p>Konuşacağım.</p>

<p>Ve hakkım olanı isteyeceğim.</p>

<p></p>

<p>Çünkü asıl engel benim bedenimde değil;</p>

<p>adaleti sadece güçlüye dağıtan bu düzendedir.</p>

<p></p>

<p>Ve bilinmeli ki…</p>

<p></p>

<p>Biz sustukça rahat ettiniz.</p>

<p>Ama artık susmayacağız.</p>

<p>Yazar Yusuf Bingöl</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>KÜLTÜR SANAT</category>
      <guid>https://www.turkiyeekspreshaber.com/ben-susmayacagim</guid>
      <pubDate>Thu, 14 May 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://turkiyeekspreshabercom.teimg.com/crop/1280x720/turkiyeekspreshaber-com/uploads/2026/05/7fb09b14-503c-4993-8952-847f97634523.jpeg" type="image/jpeg" length="49513"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Gelin Hanım’ın Diyarbakır’ı]]></title>
      <link>https://www.turkiyeekspreshaber.com/gelin-hanimin-diyarbakiri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.turkiyeekspreshaber.com/gelin-hanimin-diyarbakiri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Düşlerini gerçekleştirmiş mücadeleci bir kız çocuğunun içinde biriktirdiği imgeleri zamanın motiflerine iliştirme gayretiyle okuyucuya teslim eden, rengârenk bir pitoreskin sonraki nesillere nakledilme arzusunu dillendiren özel bir bellek sandığıdır.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Hikâyenin merkezindeki İskenderoğlu ailesinin Kelimeler <a name="_GoBack"></a>Diyarı’yla muhabbeti 1551 yılında başlar. Kelimeler Diyarı anlatılarının dilden dile şerbetlenmesinde İskenderoğlu ailesinin önemli katkıları olur.</p>

<p>Alain de Botton, Mutluluğun Mimarisi adlı eserinde, “İnsanlık saygınlığını yitirdi,” diyordu Schiller, “ama sanat, yitirilen bu saygınlığı kurtardı; onu önemli taş yapılarda sakladı,” der. İskenderoğlu ailesi, mutluluğun mimariyle ilişkisini Kelimeler Diyarı’na kazandırdığı yapıtlara nakşeder.</p>

<p>Gelin Hanım, ailenin güçlü bir imgesi olarak karşımıza çıkar. Çocuklarının ve çevresinin okuması için giriştiği mücadele, göze aldığı koşullar bakımından takdire şayan iltifatlara mazhardır.</p>

<p>Kitabın satır aralarına serpiştirilen efsunun bize fısıldadığı narin hislerden, aşkın kahramanımıza giydirdiği atlas kaftanı sezinleriz. Reşit Bey, geçmişe ait ne varsa hayatından çıkarır. Aşk bavulundaki hatıralar yakılmaya yollanırken, gönül toprağının bahçelerine ışıldayan rengârenk çiçeklerin adı Leman Hanım olur. Leman Hanım da bu kıymetin hak ettiği özeni ziyadesiyle gösterir.</p>

<p>Gelin Hanım, aşkın mutluluğundan edindiği hazineyi gelecekle ilgili planlarına payanda kılmayı ihmal etmeyen bir irade sunar anlatıya ve mahalle baskısı denilen zalim cendereyi, nevi şahsına münhasır tatlı diliyle aşmayı başarmanın yolunu öğretir okuyucuya. Bir anlatıyı emsalsiz keyfe ulaştıran temel kriter, ezberlerimizi bozabilme cesaretini göstermesi değil midir, diyelim ve kitaba dönelim.</p>

<p>Gelin Hanım, devrine de ayna tutan bir eser. Dilan Sineması’nın bölgeye kazandırdığı görkemli sanatsal itibarın yanında, Kelimeler Diyarı’nın kültür-sanat faaliyetlerinin yoğunluğu, şehrin kimliğiyle ilgili önemli bir ayrıntı olarak karşımıza çıkıyor. Düğünlerin coşkusundan sonbaharda yapılan hazırlıklara, hane halkının gündelik iletişiminden asırlardır süren duygusal mirasa, devrin algılarında önem teşkil eden kurallardan mücbir göçün yol açtığı ruhsal ve bilişsel farkındalıklara kadar her pasajda; insana, memlekete, geçmişe, düşe karşı özgün duygulardan örülmüş bir yapıt.</p>

<p>Rana İskenderoğlu, gözlemci anlatıcı konumunu korumaya çalışırken, anılardan edindiği narin duygularla okuyucuyu bellek yolculuğunda; mutluluk, neşe ve samimiyet duraklarında soluklandırıyor.</p>

<p>Lirik bir düşün sade, akıcı dili; okuyucunun eserle iletişim frekansının ivedi bir şekilde oluşmasını sağlarken, dekordaki yoğun anlatım yazarın dil maharetinin efsunu olarak beliriyor. Geri dönüş tekniğiyle kurulan paragraflarda kullanılan, güneş yüzü görmemiş mücevher kıvamındaki kavramlar, okuyucuya sunulan şerbetli hediyeler.</p>

<p>Kelimeler Diyarı’nın belleğine haiz her sanatçı bilir ki bu şehrin miyarında sanatın efsunu akarken, bu efsunu sonraki kuşaklara devredecek kelime fedaileri, düş yolcuları, mutluluk elçileri, düşünce mihmandarları Kelimeler Diyarı’nınanlatılarında yer edinmeyi sürdürecek.</p>

<p>Gelin Hanım ve onun zihinsel mirasını sürdüren nesli de bizlere umudun ve mücadelenin kıymetini dillendirmemiz için kelimelerden örülmüş bu şehre bir anlatı daha saklamanın keyfini yaşatmış olmanın özel konumunda yaşamaya devam edecek.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ne demişti büyük düşünür Adorno: “Sanat, kırılmış mutluluğun taşıdığı vaattir.”</p>

<p>İbrahim Atlasçı</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>KÜLTÜR SANAT</category>
      <guid>https://www.turkiyeekspreshaber.com/gelin-hanimin-diyarbakiri</guid>
      <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 11:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://turkiyeekspreshabercom.teimg.com/crop/1280x720/turkiyeekspreshaber-com/uploads/2026/04/8dfe3e85-bb1c-4f04-812f-4a291f213a9b.jpeg" type="image/jpeg" length="56818"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[ŞEHRİN AVLUSUNDA TÜRKÜLER VE SESLERİMİZ]]></title>
      <link>https://www.turkiyeekspreshaber.com/sehrin-avlusunda-turkuler-ve-seslerimiz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.turkiyeekspreshaber.com/sehrin-avlusunda-turkuler-ve-seslerimiz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bahçada yeşil çınar,
Boyun boyuma uyar.
Ben seni gizli sevdim,
Bilmedim âlem duyar.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Türkülerin düştüğü yerde insanın yüreği vardır; öyle bir yürek ki bazen burkulur, bazen bir kuş misali kanatlanır.<br />
Her şarkı kendi sesine sarılır, her türkü kendi hikâyesinden kanatlanır.<br />
İnsan sestir; sesin anlamıdır, sesin avazıdır, sesin kendisidir…</p>

<p>Türküler, Anadolu halk kültürü ve edebiyatının temel taşı olan, kendine özgü ezgilerle söylenen anonim halk şiiri nazım biçimidir.</p>

<p>Ses, sesten çok daha fazlasıdır. Düşünsenize, sessiz kalmayı bir başarı sayıyoruz çoğu kez. Sessizliğin kendisi kimileyin delirticidir ve insan en çok sessizliğe tahammül edemez aslında. Oysa günümüzdeki ses ve gürültü kirliliği nedeniyle sessizliği bir liman olarak tanımlıyor ve böylesi limanlara sığınmak için çabalıyoruz. İşte türküler, müzik; bu ses kirliliğini temizliyor, kulağımızın pasını alıyor, hayata sımsıcak, melodik bir iklim katıyor. İnsan, oldum olası güzel olana düşkünlüğünü dile getirir; insanın, duygunun, doğanın, şehrin, evin güzel olanı sanatın da konusudur.</p>

<p>Bir de türkülere sığınıyoruz; kederde, sevinçte, acıda… Bir türkünün yanı başında oturup bağdaş kurmak, hayat felsefemizi ve ufkumuzu besler; gülüşümüzü tetikler.</p>

<p>Zaman, kendi sesini ve değerler yargısını oluşturur. Müzik türleri, değişen zevkler ve sanatsal eğilimler bir bağlamda sesle ilişkilenir. Sesin ne kadar değerli olduğunu belki de onun yokluğunda, yani sessizlikte anlarız. Sessizlik, aynı zamanda sesi de resetler; ona yeni mecralar açar.</p>

<p>Hayat, kendi şarkısını kendi dilinde söyler. Duygularımız, düşüncelerimiz, ayrılık ve kavuşmalarımız sesle, müzikle resimlenir, betimlenir. “Hoş geldin!”, “Hoşça kalın!” kelimeleri gizemlidir; yükleri ağırdır. İnsanı büyük ve derin yolculuklara sürükler. Genellikle güzel ya da acı şeyler bir sesle, bir sözle başlar ve hayat öylece akar; kıyılarını yontarak, kırarak, dökerek, sürükleyerek…</p>

<p>Sesli düşünmek, düşünce ve ifade özgürlüğü bağlamında değerlidir. Düşündüklerimizi sesimizle dışarıya yansıtırız. Konuşmalarımızı yüzümüze de taşırız; yüzümüz, sese fon oluşturan bir ekran gibidir. Jest ve mimikler, sesin görselleri olarak yorumlanır.</p>

<p>Şehirlerin sesini duyarız; onların avazı farklıdır, hikâyeleri değişiktir. Kimi kesik bir yaradan söylenir, kimi bir nehrin akışıdır, kimi bir sokağın başındaki yüce bir çınarın gölgesi… Ama tartışmasız, bütün türkülerin ve şarkıların gölgeleri üzerimize düşer, duygu dünyamızı dalgalandırır. Sesin en yakın akrabası insandır.</p>

<p>Eskiden şehrin sokaklarında türküler dolaşırdı; kaldırımlar bu türküleri hepimizden daha çok tanır, hissederdi. Türkülerdeki ses ve hikâyeler kırılgandır; yanık bir çarşının sesi, eski bir merhaba, kırılmış bir gülüştür. Ama hâlâ bizimledir ve bizdendir. Sese öylesine sarılırız işte… Onu kendi sesimiz sayarak, ona kendi türkümüzü yükleyerek söyleriz.</p>

<p>Türkü; kendine özgü ve belirli bir ezgiyle söylenen, hece ölçüsüyle yazılan ve zamanla anonimleşen bir nazım biçimidir. Türküler, toplumun kültürel değerlerini, gelenek ve göreneklerini nesilden nesile aktaran en önemli sözlü edebiyat ürünleri arasında yer alır.</p>

<p>Türküler, bir toplumun yalın duygu dilidir. Göçler, afetler, büyük sevdalar, savaşlar türkülere işlenir. Bir dilin sözlü kültürünü taşır; kelimelerin halk dilindeki karşılığını aktarır. Bir yörenin ağız özellikleri türkülerden öğrenilebilir. Türküler genelde bağlama, kaval, ud gibi enstrümanlar eşliğinde söylenir; çıplak sesle söylenenleri de vardır. Anadolu türküleri; Karadeniz, Ege, İç Anadolu, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu yöreleri gibi farklı coğrafyalarda büyük bir çeşitlilik gösterir. Karadeniz’de kemençe ve tulum gibi yöreye özgü enstrümanlar öne çıkar.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Türküler, genel karakterlerine göre ninniler, sevda türküleri, gurbet türküleri, kahramanlık türküleri ve ağıtlar olarak sınıflandırılabilir. Özetle, insan duygusunun bütün tuşlarına dokunur; onları ezgilere dönüştürür, ezgilerine söz dizer.</p>

<p>28 Nisan Çarşamba günü Diyarbakır İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’nün düzenlediği türküler konulu söyleşiyi Diyarbakırlı şair Cahit Sıtkı Tarancı Müzesinin avlusunda gerçekleştirdik. Söyleşiye İbrahim Evirgen, Gülsüm Kıran, Ahmet Oğuz Gözel, Kadir Çetinle birlikte katıldık. Bir şairin evinden şiir ve türküler söyledik…<a name="_GoBack"></a></p>

<p>Siz siz olun, sesinize işlediğiniz türkülere sarılmayı unutmayın… Belki de bir iki türkü ezberlemeyi de.</p>

<p>Ferman SALMIŞ</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>KÜLTÜR SANAT</category>
      <guid>https://www.turkiyeekspreshaber.com/sehrin-avlusunda-turkuler-ve-seslerimiz</guid>
      <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 09:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://turkiyeekspreshabercom.teimg.com/crop/1280x720/turkiyeekspreshaber-com/uploads/2026/04/cd2c4db6-1095-498f-b08b-5fd2f0a2c7a8.jpeg" type="image/jpeg" length="50245"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Diyarbakır’(d)a Gelin Olmak: Kültürün, Sabrın ve Aidiyetin Hikâyesi]]></title>
      <link>https://www.turkiyeekspreshaber.com/diyarbakirda-gelin-olmak-kulturun-sabrin-ve-aidiyetin-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.turkiyeekspreshaber.com/diyarbakirda-gelin-olmak-kulturun-sabrin-ve-aidiyetin-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[“Gelin Hanım” Rana İskenderoğlu Olguntürk tarafından kaleme alınan, sosyal, kültürel, tarihsel kökleri olan dolu dolu bir biyografi kitabıdır.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bir ailenin soyağacı üzerinden bir şehrin kimliğini, sokaklarını, surlarını, mabetlerini, mekânlarını, konaklarını, pazarlarını, şarkılarını, masallarını anlatıyor. Bir asırlık Diyarbakır’ı bir çırpıda önünüze seriyor. Rana Hanım, geçen hafta kitabını benim için de imzalama nezaketinde bulunmuş, kendisine teşekkür ederim. Kitabı ilk fırsatta okudum.</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Biyografik olan bu eser, zamanı, sevinci, hüznü, hasreti, aynı satırlarda harmanlıyor. Şehrin eşiklerinde bir tarihsel göz olarak sizi bütün misafirperverliği ile karşılıyor. , belgesel roman tadındaki eser tam da bu eşiği aşan bir metin olarak karşımıza çıkıyor. Annesi Leman’ın serüveni eşliğinde,tarihsel bellek kökleşiyor, mutfak, gastronomi, düğünler, gelenek ve göreneklerle ete kemiğe bürünüyor. Bir tıp Profesörünün kaleminden teknik olmayan, anlatıya ve geleneğe yaslanan bu çalışma, bir dönemin Diyarbakır’ına da ışık tutuyor; sosyolojik, kültürel dehlizlerinde bizleri dolaştırıyor. Konakların gizemlerini fısıldıyor.</p>

<p></p>

<p>Rana Hanım, şehrin vakur duruşunu bir ressam edasıyla betimliyor. İstanbul’un modern ve hareketli dokusundan kopup, Diyarbakır’ın kadim ve katmanlı hafızasına gelin gelen 17 yaşındaki bir genç kızın, Leman’ın hikâyesi, bireysel bir biyografinin ötesine geçerek kültürel bir dönüşümün izlerini sürüyor. Bu metin, bir insanın yeni bir hayata uyum sağlama sürecini anlatırken aynı zamanda gelenek, aile ve aidiyet kavramlarını derin bir sezgiyle sorguluyor.</p>

<p>Anlatının merkezinde yer alan dönüşüm, bir “fidanın çınara dönüşmesi” metaforuyla güçlü bir biçimde kurulmuş. Bu metafor, yalnızca biyolojik ya da zamansal bir büyümeyi değil; sabrı, kök salmayı, direnç göstermeyi ve bir topluluğu gölgesinde birleştirmeyi simgeliyor. Sekiz çocuk ve on bir torunla genişleyen bir aile yapısı, bu kadının yalnızca bir gelin değil, aynı zamanda bir kurucu figür haline geldiğini gösteriyor. Böylece bireysel hikâye, kolektif bir hafızaya dönüşüyor.</p>

<p></p>

<p>Metnin en dikkat çekici yönlerinden biri, kültürel uyum sürecini romantize etmeden ama estetik bir duyarlılıkla ele almasıdır. Diyarbakır’ın köklü yaşam biçimine “zarif dokunuşlarla” uyum sağlamak, burada edilgen bir kabulleniş değil; aktif bir yeniden üretim süreci olarak okunabilir. Bu yönüyle anlatı, kadın kimliğini yalnızca aile içi rollerle sınırlamaz; aksine, kültürel taşıyıcılık ve dönüştürücü lüküzerinden yeniden tanımlar. Kitap, Diyarbakır arşivine şimdiden girmeye aday. Birçok bilgi demetini içinde barındırıyor.</p>

<p></p>

<p>Yazarın metne dahil oluş biçimi de ayrıca dikkate değerdir. “Bu ailenin ilk çocuğu olmanın gururu” ifadesi, anlatının yalnızca gözlemci bir bakış açısıyla değil, içsel ve duygusal bir bağ üzerinden kurulduğunu gösterir. Bu, metne hem samimiyet hem de etik bir sorumluluk katmaktadır. Yazmak, yazarımız için adeta bir borcun ödenmesi, bir hafızanın korunması olarak okuyucuya ulaştırılıyor.</p>

<p>Diyarbakır’daki İskender Paşa Ailesi ve onların yaşadığı İskender Paşa Konağı, kentin Osmanlı sonrası sosyal yapısını anlamak açısından önemli bir eşik sunar. Her ne kadar bu aileye dair bilgiler, yerel tarihin kırılgan belleğinde, sözlü anlatıların taşıyıcılığında ve dağınık arşiv izlerinde varlığını sürdürür. Bu yönüyle İskender Paşa Ailesi, adeta eksik bırakılmış bir hikâyenin, yarım kalmış bir anlatının izlerini taşır.</p>

<p></p>

<p>Kitaptan yola çıktığımızda “İskender Paşa” adı, Osmanlı bürokrasisinde farklı dönemlerde birden fazla şahsiyet tarafından taşındığını görmekteyiz. Diyarbakır’da İskender Paşa Camii, İskender Paşa Mahallesi, İskender Paşa Konağı şehirde ailenin etkisini göstermek bağlamında önemlidir. Bitlis, Urfa gibi çevre şehirlerde de görev yapmış bir Osmanlı paşasının izini ya da onun soyundan gelen yerel bir eşraf ailesinin sürekliliğini imler. Bu aile, kentin sosyoekonomik dokusunda belirgin bir yer tutar: ticaretle ve kurduğu diplomatik ilişkilerle var olma serüveni devam etmektedir. Aile fertleri büyük çapta Diyarbakır’ı terk etmiş; İstanbul, Ankara, İzmir ve yurtdışına yerleşmişlerdir. Rana Hanım aile büyüklerinin mezarlarının Diyarbakır’da bulunduğunu ve şehirden göçmüş olmanın hüznünü paylaşıyor.</p>

<p></p>

<p>Konak hayatına dair kesintiler okuyucuya konak yaşantısına ilişkin bir dönemin ipuçlarını veriyor. Sur içinin dar sokakları arasında yükselen bu yapı, Diyarbakır’a özgü bazalt taşın sert ve vakur dokusuyla örülüdür. İçe dönük mimarisi, mahremiyetin sadece bir tercih değil, bir yaşam biçimi olduğunu fısıldar. Avlusu, zamanın ortasında açılmış bir boşluk gibi hem gündelik hayatın merkezi hem de kuşaklar arası geçişin sahnesidir. Yazlık ve kışlık bölümler, iklimle kurulan kadim uyumu; eyvan ise serinliğin, sohbetin ve sessizliğin mekânsal karşılığını temsil eder. Yazar, bu bölümleri ayrıntılı bir biçimde anlatıyor kitapta.</p>

<p></p>

<p>Osmanlı’nın son dönemlerinden Cumhuriyet’in ilk yıllarına uzanan süreçte, bu tür aileler ve onların mekânları, Diyarbakır’ın toplumsal yapısını şekillendiren ana damarlardan biri olmuştur. İskender Paşa Ailesi de bu bağlamda, geleneksel otoritenin bir temsili, yerel kültürün bir taşıyıcısı ve şehir aristokrasisinin bir parçası olarak okunabilir. Kitabın son kısmına dönemin dergilerinden bölümler eklenmiştir. Bu da şehrin kültür sanat envanterine, çalışmalarına katkı sağlamıştır. Bugün ise bu konaklar, zamanın aşındırıcı etkisiyle farklı kaderlere savrulmuştur. Kimi restore edilerek turizmin hizmetine sunulmuş, kimi ise özel mülkiyetin sessiz sınırları içinde varlığını sürdürmektedir.</p>

<p></p>

<p>Konaklar, hatırlamanın mekânsal biçimleridir. Duvarlarında yankılanan sesler, bugünün sessizliğinde varlığını sürdüren anlatıların izleridir. Diyarbakır, okunması gereken bir kitap gibidir. Rana Olguntürk aynı zamanda sözlü edebiyat örneklerine de yer veriyor kitabında. Özellikle çocukluğundan hatırladığı masal örnekleri çok kıymetli. Masalların gücü, büyüsü, iyilerin kazandığı ütopyaların insan üzerindeki etkilerini de dile getiriyor. Diyarbakır ağzından da örnekler vererek bunları kısaca yorumluyor. Kitap bu yönleriyle şehrin o dönemki sözlü kültürüne de yer veriyor.</p>

<p></p>

<p>Dengbêjlerin sözlerinde, aile büyüklerinin hatıralarında ve kuşaktan kuşağa aktarılan hikâyelerde bu mekânlar yeniden kurulur. Bu yüzden konak, sadece bir yapı değil; sınıfsal ayrışmanın, kültürel sürekliliğin ve toplumsal hiyerarşinin mimariye sinmiş hâlidir. Bir anlamda konak, zamanın donmuş değil, taşlaşmış hâlidir; yaşayan ama konuşmayan, suskun ama anlatan bir hafızadır.</p>

<p></p>

<p>Sonuç olarak Gelin Hanım, kitabında yazar bireysel bir hayat hikâyesini anlatırken, aslında zamanın, mekânın ve kültürün iç içe geçtiği çok katmanlı bir anlatı sunuyor. Okuyucu ile kurulan samimiyet metnin duygusal gücünü besliyor, kitabın okunmasını kolaylaştırıyor. Kitabın bir özelliği de merak duygusunu beslemesidir. Yazar, kitabın başına eklediği bir notta mütevazılık gösteriyor, ilk kez teknik olmayan bir anlatıyı kaleme aldığını, “acemilikleri” olabileceğini söylüyor. Oysa eser sü<a name="_GoBack"></a>rükleyici, öğretici ve samimi… Diyarbakır için de kıymetli.</p>

<p>Ferman Salmış</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>KÜLTÜR SANAT</category>
      <guid>https://www.turkiyeekspreshaber.com/diyarbakirda-gelin-olmak-kulturun-sabrin-ve-aidiyetin-hikayesi</guid>
      <pubDate>Fri, 24 Apr 2026 15:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://turkiyeekspreshabercom.teimg.com/crop/1280x720/turkiyeekspreshaber-com/uploads/2026/04/26809e89-e64a-4ec2-8a50-2a815e8e0a1a.jpeg" type="image/jpeg" length="93717"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[KARDEŞLİK RUHU VE HUKUKU-1]]></title>
      <link>https://www.turkiyeekspreshaber.com/kardeslik-ruhu-ve-hukuku-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.turkiyeekspreshaber.com/kardeslik-ruhu-ve-hukuku-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gündem öyle çok öyle yoğun ki özellikle coğrafyamızda ve bu coğrafyada yeri yurdu olamayanların ne işi var dediğimiz bu sancılı süreçlerde, bu haftada hangi konuyu yazacağıma karar vermekte zorlandım.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yazıya bir fıkra ile başlayalım. Ağa ile maraba arasında geçen şu meşhur fıkrayı bilmeyenlere kısaca aktaralım:</p>

<p>Maraba ile ağa, ağanın arabasında tıngırmıngır kasabaya gidiyorlar. Yolun yarısında, arabayı çeken hayvan patır kütür yola pisliyor. Ağa marabasının arabada gözü olduğunu biliyor. Hem marabayı küçük düşürmek hem de eğlenmek için, “Marabaya şu hayvanın pisliği yersen, arabayı sana vereceğim” diyor. Marabada bir an düşünüyor, hiç arabam olmadı olamazda. Gözüm de hep bu arabada, bu pisliği yesem de kimse görmez duymaz ve kararını veriyor, arabadan iniyor ve taze at pisliğini yiyor. “Tamam”, diyor ağa “araba senin” Marabanın midesi dönmüş, gururu çiğnenmiş, kendinden iğreniyor. Ağa ise bir dakikalık bir eğlence uğruna arabasından olduğuna pişman, kendi budalalığına yanıyor. Dönüş yolunda ikisinin de ağzını bıçak açmıyor, ikisi de kurdukça kuruyorlar. Tam marabanın pislik yediği noktaya geldiklerinde ağa dayanamıyor; “Marabaya bir halt ettim, şaka uğruna araba elden gitti. Ben ağayım arabasız olur mu hiç? Köylüye ne derim? Yediğinin ederini ne ise vereyim, arabayı geri alayım. Kimseye de bu konuyu açmam.” Marabada genzinde, ağzında, yüreğinde, öfkesinde hâlâ pislik tadı var. “Olur ağam” diyor, “olur ama bir şartla: sen de aha şu kalan kurumuş hayvan pisliğini yiyeceksin ki ödeşelim.” Ağanın gözü kararmış, köye yaklaşıyor arabayı marabaya kaptırmak iyi bir iş değil düşünerek arabadan iniyor bir miktar pislik de o yiyor. Çiftliğe yaklaşırlarken, Maraba düşünceli, kederli soruyor: “Ağam, araba giderken de senindi dönerken de senin, peki biz bu kadar hayvan pisliğini neden yedik?</p>

<p>Yıllardır süregelen terör meselesi Türkiye’ye hep ayak bağı olmuştur. Türkiye'nin ekonomisi emeği zamanı ve en büyük gücü olan gençleri zarar görmüştür. Bu bağ pahalıya da patladı. İmralı’nın, PKK’nın, Dem’inaçıklamalarına baktığımızda terörsüz Türkiye çabalarıyla ortaya konulan irade ve yapılan açıklamalara baktığımızda bu ülkeyi seven her Türk ve Kürdün her Türkiyelinin destek vermesi, sahip çıkması gerekiyor ve görülüyor ki büyük destek verildiği görülmektedir. Oyun kurmak isteyenlerin oyunlarını da bozacak, bugüne kadar nemalananları da boşa düşürecek ve herkes tarafından da güçlü bir iradeyle desteklenecek ve desteklenmelidir. Pekisoruyorum bu 40 yıl süren çatışma silahlanma niçin oldu? O zaman bu pislik neden çıktı kim çıkardı kimler nemalandı.</p>

<p>SÜNNİ MÜSLÜMAN LİDERİ VE KARDEŞLİĞİ</p>

<p>Kürt-Türk ilişkileri; 1000 yılı aşan tarihler boyunca Türkler ve Kürtler, varlıklarını sürdürmek ve hegemonik güçlere karşı ayakta kalmak için gönüllülük yönü ağır basan, hep bir ittifak içinde kalmayı zorunlu görmüşlerdir. Türk ve Kürdün Sünni Müslüman olmaları bu birlikteliği ebedi kılıyor ve ittifakı sağlamlaştırıyor. Kapitalist modernitenin son 100 yılı, bu ittifakı parçalamayı esas gaye edinmiştir.</p>

<p>Bu ittifakın ilelebet olmasının yolu ne?Akıl, vicdan ve iman iş birliği içinde çalışınca zorlar kolaylaşır, hayat ucuza mal olur, insanlık huzur bulur. Çözüm basittir ama güçlü bir irade gerekiyor. Kardeşlik ruhu ve hukukudur. Ciddidir çünkü burası Orta Doğu’dur, eller halen tetiktedir. Şer güçler, oyun kuran düşman hala içerde dışarda nifak tohumlarını ekiyor. Özellikle ABD,Siyonist ve İngiliz aklı bölgede fitne tohumlarını atma, kargaşa çıkarma terörle anılma ve insansız bir coğrafya oluşturma peşinde. Bölgeden bu Siyonist akla mücadele edecek, oyunlarını bozacak, huzur ve barışı sağlayacak tek irade kalmış o da güçlü bir Türkiye. Türk, Kürt el ele vermekten, Türkiye’yi büyütmekten güçlü kılmaktan korkma. Bölgeyi barışa taşıyacak her adımı desteklemekten korkma. Korkma ki bu defa silahları susturup siyaseti konuşturabilelim. Siyasi mücadeleyle de yoksulluğu, işsizliği, açlığı, adaletsizliği ve eşitsizliği hep birlikte yenelim. Savaşa harcanan milyarlarca doların doğrudan halka harcanmasını sağlayalım. Barışın huzurun aynı zamanda ekmek, aş, iş, hizmet olduğunu unutmayalım. Yoksa İslam coğrafyasının günümüzde ilim ve medeniyet coğrafyasından zulüm ve mazlumiyetcoğrafyasına dönüşmesinin en büyük sebep olur. Bu sebep bölgede Türk, Kürt ve Arap milletler arasında kardeşlik ruhu, ahlakı ve kardeşlik hukuku gözetilmeli. Ve ortak paydada buluşup ümmet lideri olacak adımlar atılmalıdır. Bu liderde islam coğrafyasında da kim olabileceği belli kimin yapabileceği belli gibi. Oysa kardeşlik hukukunun çiğnendiği bir Müslüman dünyayı ve kardeşlik ahlakının zedelendiği bir İslam dünyasını yüce Rabbimiz ateş dolu bir çukurun kenarında yaşamak olarak değerlendirmiştir. Son günlerde Ortadoğu’da özellikle Türkiye’nin attığı adımlar yapılan stratejik hamleler bölgeye umut olmuş bütün Müslümanların gönlünde kardeşlik duygusu ve kardeşlik coşkusunu yeniden filizlenip yeşermesine sebep olabilir. Bölge kardeşlik hukuku ile hareket edilip birlikte hareket ederlerse Türkiye öncülüğünde ve ümmet liderliğimde aktif, söz sahibi ve yaptırımları olan bir İslam birliği kurulması mümkündür. Müslüman halklarda bunu görüyor ve umut ediyorlar.</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İnanıyorum ki Türkiye, Ortadoğu’da kardeşlik ruhu ve hukukuyla hareket ederek birlikte güçlü bir iradeyle bölgede terörü bitirecek, sadece terörsüz bölge değil aynı zamanda sorumsuz bölge olacak, huzur ve güven ortamını tesis edecek ve söz sahibi olacaktır.</p>

<p>Av.Aydın AK</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>KÜLTÜR SANAT</category>
      <guid>https://www.turkiyeekspreshaber.com/kardeslik-ruhu-ve-hukuku-1</guid>
      <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 11:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://turkiyeekspreshabercom.teimg.com/crop/1280x720/turkiyeekspreshaber-com/uploads/2026/04/b1e4243a-c654-4884-b412-c8a0e0077fed-5.jpeg" type="image/jpeg" length="49825"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bir Serginin İzinde: BAŞAK, TARİH VE KADIN]]></title>
      <link>https://www.turkiyeekspreshaber.com/bir-serginin-izinde-basak-tarih-ve-kadin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.turkiyeekspreshaber.com/bir-serginin-izinde-basak-tarih-ve-kadin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tarih hep böyle büyüleyici midir?
Unutulmuş zılgıt sesleri ve buğday başakları arasında,
Hangi sevda yeşermedi ki?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Başak ile kadının aynı kadim ritimde buluştuğu o sergiye adım attığımda, zamanın yalnızca ileriye doğru akmadığını, bazen toprağın derinliklerinden geriye ve bazen yukarı doğru da yükseldiğini hissettim. Diyarbakır’ın Sur içindeki o taş hafızası, Saint George Kilisesi’nin sessiz duvarlarına sinmiş binyıllık yankılarla birlikte, bir sergiden fazlasını kuruyordu: bir hatırlayışın ve hüznün mekânı… Ressam M. Fatih Yıldız’ın “Mezopotamya’nın Altın Kadınları” temalı eserleri, tuvalden zamana akıp gidiyordu, bir şiir mimarisinin içinden süzülüyordu. Üstelik insanın iç dünyasında da bir arkeolojik kazı başlatıyordu. Her figür, bir katmanı aralıyor; her bakış, geçmişin üzerimize örtülmüş ince tozunu usulca kaldırıyordu.Kadınların saçları hala diriydi, gözlerinde ışık vardı, başakları bereketliydi.</p>

<p>Bu sergide kadın, bir sürekliliğin kendisiydi. Buğday başaklarıyla kurulan o derin bağ, bana yaşamın en yalın ama en güçlü metaforunu yeniden düşündürdü: üretmek, çoğalmak, toprağa kök salmak… Geleneksel giysilerin dokusunda saklı olan renk<a name="_GoBack"></a>ler, sadece estetik bir tercih değil, aynı zamanda kültürel belleğin sessiz taşıyıcılarıydı. Kadın figürlerinin siluetleri, bazen bir arkeolojik buluntunun kırık kenarında, bazen de bir mitin gölgesinde beliriyordu. Bazen Daralı Meryem’in gölgesi bazen Roma’dan bugüne uzanan bu görsel anlatı, aslında tek bir soruyu fısıldıyordu: Zaman değişir, ama kadın hangi anlamı, estetiği terk eder ki?</p>

<p>Serginin açıldığı an, kemanın yayından süzülen o kadim ezgiler, mekânın taşlarına değdikçe çoğalıyor, sonra insanın içine doğru çekiliyordu. Müziğin titreşimi ile resimlerin sessizliği arasında kurulan o görünmez bağ, sanatın en saf hâlini hatırlattı bana. Dışarıda yağmur vardı; ama o yağmur yalnızca bir meteoroloji olayı değildi; cam tavana düşen her damla, doğanın kendi ritmini sergiye dâhil ediyor, sanki Mezopotamya’nın kadim hikâyesine bir dipnot düşüyordu. Yağmur, burada bir fon değil; anlatının bir parçasıydı.Camlardan inen yağmur suları kaç bin yıllık değişmeyen tek şeydi taşlarla birlikte.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ve düşündüm: Bu sergi aslında bir “bakış eğitimi” sunuyordu bize. Çünkü bakmak ile görmek arasındaki o ince fark, en çok da bu tür anlarda belirginleşir. Kadın figürlerine bakarken, onların taşıdığı zamanı görmek; başaklara bakarken, onların içindeki yaşam döngüsünü hissetmek… İşte sanatın dönüştürücü gücü tam da burada başlar. Ressamın Londra’dan Paris’e uzanan serüveni, bu toprakların hikâyesinin evrensel bir dile sahip olduğunu kanıtlıyor gibiydi. Diyarbakır’daki bu sergi ise o hikâyenin yeniden kök saldığı bir durak oldu.</p>

<p>Belki de en çok şunu fark ettim: Bu eserler, geçmişi anlatmakla kalmıyor aynı zamanda bugünü sorguluyor. Kadının tarih boyunca yüklenmiş olduğu anlamlar, bugünün dünyasında nasıl karşılık buluyor? Bir başağın olgunlaşması için gereken sabır ile bir kadının varoluş mücadelesi arasında nasıl bir akrabalık var? Bu sorular, sergiden çıktıktan sonra bile zihnimde dolaşmaya devam etti. Çünkü bazı sanat eserleri, sergi salonunda kalmaz; insanın içinde yaşamaya devam eder.</p>

<p>Bir başka katmanda ise, bu sergi bana belleğin kırılganlığını düşündürdü. Unutmak, insanın en hızlı öğrendiği şeylerden biri; oysa hatırlamak, emek ister. M. Fatih Yıldız’ın tuvalleri, işte bu emeğin ürünüdür. Her fırça darbesi, bir unutuluşa karşı bir inat gibidir. Mezopotamya’nın kadınları, bu resimlerde zamanda korunuyor, çoğaltılıyor ve yeniden anlatılıyordu. Bu yönüyle sergi, estetik bir deneyimin ötesinde, kültürel birsorumluluğun ifadesine dönüşüyor. Ressamın da söyleşilerinden edindiğim izlenim, onun da kendini bu araştırmalara ve derin medeniyete verdiğidir.</p>

<p>Evet, zaman, doğrusal bir çizgi değil; iç içe geçmiş halkalardan oluşan bir döngüdür. Bu sergi, o halkalardan birini görünür kıldı sadece. Kadın, başak, yağmur, taş ve müzik… Hepsi aynı anlatının farklı sesleriydi. Belki de bu yüzden, o gün orada bulunan herkes, yalnızca bir sergiyi gezmedi; aynı zamanda kendi içindeki kadim hikâyeye de dokundu. Çünkü bazı sergiler iz bırakmaz, izleri ortaya çıkarır.</p>

<p>O izler, insanın iç dünyasında bir süre daha sessizce dolaşır; sonra bir gün, hiç beklenmedik bir anda yeniden belirir. Belki bir rüzgârın taşıdığı toprak kokusunda, belki bir kadının yüzünde beliren o tanıdık ifadede.</p>

<p>Bir süre sonra anladım ki, bu sergi aslında bir “sessizlik dili” kuruyordu. Konuşmadan anlatan, anlatırken eksiltmeyen bir dil… Kadının tarihsel varlığı, çoğu zaman sözün dışına itilmiş, anlatının kenarında bırakılmıştır. Oysa burada, tam merkeze yerleşiyordu. Her figür, bir hikâyeyi temsil etmekten çok, bir hikâyenin kendisi oluyordu. Sanki her tablo, “beni dinleme, beni hisset, beni anlat” diyordu. Ve bu çağrı, insanın içindeki en eski duyma biçimini harekete geçiriyordu: sezgiyi.</p>

<p>Diyarbakır’ın taş sokaklarından geçerken, sergideki imgelerin bu kente ne kadar ait olduğunu daha derinden hissettim. Bu şehir, katman katman birikmiş bir anlatıdır. İşte o sergi, bu anlatının görsel bir izdüşümü gibiydi. Kadın figürleri, bu şehrin hafızasıyla iç içe geçiyor; başaklar, bu toprağın bereketini ve direncini yeniden anlamlandırıyordu. Sergiyi gezenler, hayranlıklarını gizleyemediler, buna tanıklık ettim.</p>

<p>Hatırlamak, anlamak ve yeniden kurmak üzerine bir çağrı… Mezopotamya’nın kadınları, bu çağrının taşıyıcılarıydı. Onlar, hem geçmişin sessiz tanıkları; bugünün ve yarının kurucu özneleriydi. Ressamın fırçası, bu gerçeği görünür kılarken, izleyicinin de bu sorumluluğu üstlenmesini talep ediyordu. Bu medeniyetin farkında olma sorumluluğu…</p>

<p>Sonra, içimde şu cümle yankılandı: Belki de sanat, en çok unuttuğumuz şeyleri hatırlamak için vardır. Fatih Yıldız, böylesi çalışmalara imza atmaya devam edecek; onun ve onun gibi sanatçıların yüreği dert görmesin. Ve o gün, o sergide, hatırladığım şey yalnızca tarih değildi; insanın kendisiydi. Çünkü kadın, başak ve toprak… Bunlar yalnızca imgeler değil; insanlığın en eski hikâyesinin üç temel cümlesiydi. Ve o hikâye, hâlâ yazılmaya devam ediyor.<br />
Ferman Salmış </p>

<p><img alt="B8Ba4D93 4B59 4506 B1B8 1Acd93A19118" height="2048" src="https://turkiyeekspreshabercom.teimg.com/turkiyeekspreshaber-com/uploads/2026/04/b8ba4d93-4b59-4506-b1b8-1acd93a19118.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="1536" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>KÜLTÜR SANAT</category>
      <guid>https://www.turkiyeekspreshaber.com/bir-serginin-izinde-basak-tarih-ve-kadin</guid>
      <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 13:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://turkiyeekspreshabercom.teimg.com/crop/1280x720/turkiyeekspreshaber-com/uploads/2026/04/069a0ed3-698e-44eb-957c-bf2d7699d478.jpeg" type="image/jpeg" length="54209"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hicret yolu ve siyer kronolojisi "Siyer Diorama Müzesi"nde hayat buluyor]]></title>
      <link>https://www.turkiyeekspreshaber.com/hicret-yolu-ve-siyer-kronolojisi-siyer-diorama-muzesinde-hayat-buluyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.turkiyeekspreshaber.com/hicret-yolu-ve-siyer-kronolojisi-siyer-diorama-muzesinde-hayat-buluyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hz. Muhammed'in hayatı ve İslam tarihinin önemli dönüm noktalarının dioramalar aracılığıyla yeniden canlandırıldığı "Siyer Eğitim Merkezi Diorama Müzesi", yarın ziyaretçilere kapılarını açacak.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Siyer Vakfının Eyüp Sultan'daki merkezinde yer alan müze, siyeri yalnızca metinler üzerinden öğrenilen bir alan olmaktan çıkararak görsel, işitsel ve mekansal bir deneyime dönüştürmeyi amaçlıyor.</p>

<p>Müzede, Mekke ve Medine başta olmak üzere İslam tarihine yön veren şehirler ve olaylar tarihi gerçekliğe uygun şekilde hazırlanan sahnelerle canlandırılıyor. Müze, tarihi olayların görsel anlatımlarla desteklenmesi yoluyla daha bütüncül bir öğrenme süreci sunmayı hedefliyor.</p>

<p>Yarın resmi açılışı gerçekleştirilecek müzede, İslam tarihinin merkezinde yer alan Mekke, Medine, Taif, Hayber ve Tebük gibi önemli bölgeler dioramalar ve ışıklandırmalarla gösteriliyor. Mescid-i Aksa ve Kabe gibi kutsal mekanlar da temsili modellerle sunulurken, Hz. Peygamber'in hayatından kesitler ile Bedir, Uhud ve Hendek gazveleri gibi tarihi olaylar da görsellerle aktarılıyor.</p>

<p></p>

<p><img alt="Hicret yolu ve siyer kronolojisi" src="https://web-cdnprod.aa.com.tr/uploads/PhotoGallery/2026/04/16/thumbs_b_4756ef1012f74e8dad675e4f2ab6943e.jpg" /></p>

<p><strong>[1/15]</strong> Hz. Muhammed'in hayatı ve İslam tarihinin önemli dönüm noktalarının dioramalar aracılığıyla yeniden canlandırıldığı "Siyer Eğitim Merkezi Diorama Müzesi", yarın ziyaretçilere kapılarını açacak. Siyer Vakfının Eyüp Sultan'daki merkezinde yer alan müze, siyeri yalnızca metinler üzerinden öğrenilen bir alan olmaktan çıkararak görsel, işitsel ve mekansal bir deneyime dönüştürmeyi amaçlıyor.</p>

<p></p>

<p></p>

<h2>Müze, dönemin coğrafi ve sosyal şartlarını birebir yansıtıyor</h2>

<p>Müzede, dar sokaklarıyla Mekke'den Medine'nin yerleşim düzenine, hicret yolculuğundan İslam toplumunun oluşum sürecine kadar birçok aşama mekansal bir bütünlük içinde takip edilebiliyor.</p>

<figure><img height="833" src="https://web-cdnprod.aa.com.tr/uploads/Contents/2026/04/16/cc6dc1c0afc9ddb8efd6cfbab5a46fc6.jpg" width="1200" /></figure>

<p>Farklı yaş gruplarına hitap edecek şekilde kurgulanan müze, aileler ve öğrenci grupları için hem öğretici hem de deneyim odaklı bir ziyaret alanı olarak da öne çıkıyor.</p>

<p>Türkçe, Arapça ve İngilizce olmak üzere üç dil seçeneği bulunan müzede, ziyaretçiler yönlendirme sistemiyle süreci baştan sona takip edebiliyor.</p>

<p><img height="829" src="https://web-cdnprod.aa.com.tr/uploads/Contents/2026/04/16/543c7d4704f8734922e8f0005d853d37.jpg" width="1200" /></p>

<h2>"Coğrafyanın değişmesi siyerin anlaşılmasını zorlaştırıyor"</h2>

<p>Siyer Vakfı Kurucusu Muhammed Emin Yıldırım, müzenin ortaya çıkış sürecini AA muhabirine değerlendirdi.</p>

<p>Yıldırım, siyerin anlaşılmasında mekan ve coğrafyanın belirleyici rolüne dikkati çekerek, siyerin yaşandığı coğrafyalarda tarihi izlerin büyük ölçüde kaybolduğunu anlattı.</p>

<p>Coğrafyanın değişmesinin, mekanların dönüşmesinin siyerin anlaşılmasını zorlaştırdığını dile getiren Yıldırım, "Çünkü siyer, sadece anlatılan bir tarih değil, belirli mekanlarda yaşanmış hadiselerin bütünüdür. Siyerin yalnızca metinler üzerinden öğrenilmesi yeterli değil. Bedir'e gidiyorsunuz ama Bedir'i tam anlamıyla hissedemiyorsunuz. Uhud'a gidildiğinde aynı durum söz konusu. Hendek ise bugün neredeyse tamamen anlaşılması zor bir hale gelmiş durumda. Olayların geçtiği yerler ile bugünkü görüntü arasında ciddi fark var. Bu da siyerin derinliğini kavramayı zorlaştırıyor." ifadelerini kullandı.</p>

<p><img height="796" src="https://web-cdnprod.aa.com.tr/uploads/Contents/2026/04/16/27d93e54118f35c8c10ebd47848369c1.jpg" width="1200" /></p>

<p>Bu ihtiyacın müze fikrini doğurduğunu dile getiren Yıldırım, siyerin daha iyi anlaşılması için o coğrafyanın, hadiselerin örgüsüne uygun biçimde yeniden yansıtılması gerektiğini düşündüklerini kaydetti.</p>

<p>Yıldırım, daha önce yaptıkları atlas çalışmasının ise sınırlı bilgi sunduğunu belirterek, "Siyer'in doğru anlaşılması için hissedilmesi gerekiyor. Bu yüzden bilgiyi sadece satırlarda bırakmadan, insanların gönlünde de karşılık bulmasını hedefledik. Müze zaman ve mekan arasındaki mesafeyi azaltmayı amaçlıyor. Arada yaklaşık 1400 yıllık bir zaman farkı var. Biz bu zaman ve mekan mesafesini bir nebze ortadan kaldırmak istedik. Peygamber Efendimizin ve sahabenin yaşadığı o şartların daha iyi anlaşılması, o zorlu süreçlerin hissedilmesi bizim için temel hedef oldu." değerlendirmesinde bulundu.</p>

<p>Müzenin yapımının iki yıldan fazla bir zaman aldığını aktaran Yıldırım, "Bu süreçte özellikle kaynaklara sadık kalmaya, ilmi veriyi koruyarak bir model ortaya koymaya büyük hassasiyet gösterdik." dedi.</p>

<p><img height="848" src="https://web-cdnprod.aa.com.tr/uploads/Contents/2026/04/16/30fee3d4cfb55af7678a689a0bd794f7.jpg" width="1200" /></p>

<h2>"Hicretin durakları ve zorlukları bütün yönleriyle yansıtılmaya çalışıldı"</h2>

<p>Müzede yalnızca görselliğin değil, ilmi içeriğin de ön planda tutulduğunu vurgulayan Yıldırım, şöyle devam etti:</p>

<p>"Buraya gelen bir ziyaretçi sadece bir maket görmüyor. Mekke'deki yerleşim düzenini, o dönemdeki pazarları, mezarlıkları ve önemli mekanları detaylı biçimde inceleyebiliyor. Özellikle hicret güzergahı konusunda oldukça kapsamlı bir çalışma yapıldı. Hicretin durakları ve zorlukları bütün yönleriyle yansıtılmaya çalışıldı. Ziyaretçiler, Peygamber Efendimizin yaşadığı hücreden başlayarak Mekke'yi, hicret yolculuğunu, Medine'nin oluşum sürecini ve ardından gazveleri adım adım takip edebiliyor. Böylece siyer kronolojisi mekansal bir bütünlük içinde sunulmuş oluyor."</p>

<p>Müzenin teknik altyapısına da değinen Yıldırım, müzenin hem rehberli anlatıma uygun olduğunu hem de otomasyon destekli şekilde tasarlandığını ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çalışmanın ilerleyen süreçte dijital içeriklerle desteklenerek daha kapsamlı bir yapıya kavuşmasını hedeflediklerini vurgulayan Yıldırım, "Siyer alanında farkındalık oluşturmayı amaçlıyoruz. Peygamberimizi ne kadar tanırsak o kadar severiz. Bu çalışma, özellikle gençlerin siyerle daha güçlü bir bağ kurmasına vesile olursa amacına ulaşmış olacaktır." diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>KÜLTÜR SANAT</category>
      <guid>https://www.turkiyeekspreshaber.com/hicret-yolu-ve-siyer-kronolojisi-siyer-diorama-muzesinde-hayat-buluyor</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Apr 2026 09:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://turkiyeekspreshabercom.teimg.com/crop/1280x720/turkiyeekspreshaber-com/uploads/2026/04/i-m-g-1441.jpeg" type="image/jpeg" length="37596"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[*Emeğin Sözün Direncin ve Bilginin Vazgeçmeyen Yolculuğu:HEVSEL 14.SAYISI ÇIKTI*]]></title>
      <link>https://www.turkiyeekspreshaber.com/emegin-sozun-direncin-ve-bilginin-vazgecmeyen-yolculuguhevsel-14sayisi-cikti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.turkiyeekspreshaber.com/emegin-sozun-direncin-ve-bilginin-vazgecmeyen-yolculuguhevsel-14sayisi-cikti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Eğitim, kültür, sanat, edebiyat gibi alanlarda faaliyet gösteren etkin ve projelerle yerelde ve son zamanlarda ulusalda da kendinden söz ettiren köklü birikimini sürekli yenileme ve değişim anlayışıyla harmanlayan, gelişimini, değişimini güçlendirme vesile gören ve her daim daha güzeli daha iyisi için ekip ruhu ile kolektif hareket eden Diyarbakır Yazarlar ve Şairler Derneği’nden (DİYŞAD)  anlamlı bir proje daha devam dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Diyarbakır Yazarlar ve Şairler Dernek Başkanı sayın Av.Aydın AK DİYŞAD’ın kültürel, sanatsal etkinlikleri Diyarbekirimizin yetiştirmiş olduğu büyük yazar şair ve mütefekkirlerin tanıtılması duyurulması ve ekip ruhu ile birlikte hareket eden ve en çok etkinlik yapan derneklerin başında geliyor. Şimdi, hep beraber hamiyetperver yol arkadaşımız olan yazar ve şairlerimizle bu eşsiz kadim şehre hak ettiği hizmetleri yeniden kazandırma ve bu bayrağı daha ileriye götürme zamanıdır. Tarihinden aldığı gücü, sokaklarında saklı zenginlikleri ve içinde taşıdığı ruhu geleceğe taşımak her Diyarbekirli gibi her Diyşad üyemizin boynunun borcudur. Diyarbakır, yalnızca bir şehir değildir, bir medeniyetin aynasıdır. O, sıradanlığı asla hak etmiyor.’ dedi’<img alt="Aea962C9 8C5D 4Bac B377 1461Abbe643C" height="1523" src="https://turkiyeekspreshabercom.teimg.com/turkiyeekspreshaber-com/uploads/2026/04/aea962c9-8c5d-4bac-b377-1461abbe643c.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="1080" /></p>

<p>Hevsel Dergisi editörü Sayın Veysi Fida;”.Eğitim, kültür, sanat ve edebiyat dergisi olan Hevsel Dergisi’nin 14. Sayı için nitelikli ve nicelikli çok sayıda eserleriyle içerisinde yayın kurulunun yoğun çalışması ve eserleri değerlendirilmesi sonucu dergimiz baskıya verildi. Ve kütüphanelerde standlarda yerini aldı. Her şeye rağmen; kalem yazıyor, söz çoğalıyor, umut büyüyor. Yoklukta filizlenen bu sayfalar, direncin ve üretimin izini taşır. Zaman ne kadar zor olursa olsun, kültür, sanat ve eğitim yol bulur. Bu dergi, sessizliğe karşı yükselen bir sözün adıdır. Engelleri aşan her satır, geleceğe bırakılan bir izdir.”</p>

<p>Dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ak: ‘Okumak ve yazmak insanın duygularının en yoğun şekilde yaşadığı anlardır. Okumak uzun bir yolculuğa çıkmak gibidir. İnsanın küçük sınırlarını genişletir. Okumak yazmak bir arayıştır; hakikati, iyiyi, güzeli... Her arayış içinde bulma heyecanı barındırır. Çok şükür artık bu arayışların 14. Aşamasını tamamladık. Yolculuğumuzun 15. durağına hareket halindeyiz artık.Son derece mutlu ve gururluyuz. Yolculuğumuzun önceki duraklarında Hevsel Dergi’sinin 14 sayısı da büyük heyecanla, emekle ilgiyle ve sevgiyle Diyarbakır sınırlarını aşarak ülke genelinde yerini alarak birçok okuma sevdalılarına, genç beyinlere ve yeni fikirlere ulaştı. Elimizdeki meşalelerle nice karanlık yolları aydınlatma inancındayız. Bu yolculuğumuzun eserleriyle renk katan, hayallerini, hedeflerini, heyecanlarınıve cesaretlerini, özgüvenle kaleme döken Hevsel dergimizin kıymetli yazar ve şairlerine, Değerli DİYŞAD ailesine, emeği olan icra ve yayın kurulumuza ve editörümüz sayın Veysi Fida ve şiir alanında sorumlu başkanvekilimiz sayın Hüseyin Acar'a teşekkürlerimi sunarım. Hevsel Dergimizin 15.Sayısına eser vermek için tüm yazar ve şairlerimizin eserlerini bekliyoruz. Unutmayalım bu arayışta bir düş bir kalem bizi her yere götürebilir. Yeni arayışlarda tekrar buluşmak dileğiyle şimdiden eser gönderecek tüm yazar ve şairlerimizin kalemine, sesine, yüreğine sağlık. ‘ dedi</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>KÜLTÜR SANAT</category>
      <guid>https://www.turkiyeekspreshaber.com/emegin-sozun-direncin-ve-bilginin-vazgecmeyen-yolculuguhevsel-14sayisi-cikti</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 17:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://turkiyeekspreshabercom.teimg.com/crop/1280x720/turkiyeekspreshaber-com/uploads/2026/04/3c1b4565-959a-4336-a155-c49e635868df.jpeg" type="image/jpeg" length="44385"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Toprak Kokusu]]></title>
      <link>https://www.turkiyeekspreshaber.com/toprak-kokusu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.turkiyeekspreshaber.com/toprak-kokusu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Nisandır kapımızdaki; şarkıların hasretidir, uzun gölgelerde beklediğimiz yazöncesi sabırsızlık.  Şehrin kapıları gibi, umudun da kapıları varıdır bu şehirde. Neyse ki bu sene yağmurlar bereketli, kuşlar mutlu, şehir her gün yağmur suları ile yıkanıyor, hava berrak.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>Uzun bir bekleyişten sonra gelen; suskunluğun içinden süzülen, zamanı incitmeden açan tomurcuklar bir müjde kapısıgibi. Sözü yeniden yağmurla buluşturan, toprağın derin belleğini uyandıran o ilk damlanın hikâyesi bu şehrin taşlarında, dut ağaçlarında, güvercin kanatlarında kendine bir yer buluyor. İçine çektiğim her nefeste, çocukluğumun unutulmuş bahçeleri beliriyor; annemin avluda kuruttuğu çamaşırlara sinmiş sabun kokusu, uzakta bir dere gibi çağlayan bir sevinçle geri dönüyor. Sur’dan sesleri hatırlıyorum sonra; sokak satıcılarının sesi, horozların sesi, bakırcıların çekiç sesleri.</p>

<p>Toprak kokusu hatırlamanın en eski biçimidir; çocukluğumuzdan ömrümüze doğru akan. Yağmur düştüğünde, yalnız yeryüzü değil, insanın içindeki suskun muhitler de ıslanır. Belki de bu yüzden bahar, yalnız doğanın değil, insanın da yeniden yazıldığı bir mevsimdir. Gülün ve çiçeğin renklerini çoğaltan bu zaman, aynı zamanda kalbimizin eksik tonlarını tamamlayan görünmez bir ressamdır. Mevsimleri şarkılarımıza ekledikçe büyüyoruz, olgunlaşıyoruz, kelimelerle yeni sözleşmeler yapıyoruz. Dünya, büyük sancıların da yeri; gelip geçmeyen birçok yaşanmışlığın adresi; tortusu kalan onca zaman birikmiş ruhu. Her gün sokaklarda yürürken bu atmosferin içinden yürüyoruz. O yüzden bize bulaşan kelimelerin, rüzgârın, ışığın çok eski hikâyelerden kalan pasajlar olduğunu unutmayalım.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Alıp yakama iliştirdiğim bir mevsim gibi taşıyorum ömrümü. Bir çiçeğin narin ağırlığıyla değil; bir hatıranın sarsıcı hafifliğiyle. Kendimi yeniden resmeden bir ressam olarak, çizgilerimin dışına çıkmayı öğreniyorum. Çünkü bahar, sınırları sevmez. O, taşan bir ırmak gibi akar; biçimlerin dışına, tanımların ötesine, alışkanlıkların dar sokaklarından geçerek açık ufuklara ulaşır.</p>

<p>Peşine düştüğüm gülüşün, belki de bu yüzden hep biraz uzaktadır. Her yaklaştığımda başka bir renge bürünen, her baktığımda yeniden anlam kazanan bir ışık gibi değişiyor adreslerim. Gülüş dediğimiz şey, bir yüz hareketinden çok daha fazlasıdır; bir ruhun dünyaya açılan kapısıdır. Ve ben, o kapının eşiğinde, hem içeriye hem dışarıya bakan bir yolcu edasıyla bakıyorum. Kitapların yüzünden, hikâyeler okuyorum. Ekranlardan uzaklaşmak, cebime şarkılar doldurmak istiyorum. Beni gülümse ey zaman, beni unutmaşehrin güneş saati, burçlardaki hitabeler, bin yıllık figürler, ceylanlar, kelebekler. Beni gülümse ey şiir, benimle yürü ey sevda, saçlarımda dalgalan ey hüzün taş sokakların o vakur bakışıyla. Şehrin bütün tabelalarına bir dize yazılmalı belki de; bir yankı gibi hâlâ gökte asılı duran.</p>

<p>Baharın en derin yanı, görünmeyeni görünür kılmasıdır. Ağaçların dallarında tomurcuklanan yapraklar sessizcebüyüyen umudun ifadesidir. Kışın sertliğiyle kabuğuna çekilen hayat, baharla birlikte yeniden konuşmaya başlar. Ve insan, bu konuşmanın içinde kendi sesini bulur.</p>

<p>“Sesini bulan şarkılar var repertuvarımda” soluğu bahardan, rengi nisandan, sözleri şehrin bütün kapılarından, Diyarbakır’dan. Bunu da sesime ekliyorum.</p>

<p>Bazen düşünüyorum; insanın iç yolculuğu da bir mevsimler döngüsünden ibaret değil midir? İçimizdeki kışlar, baharları daha anlamlı kılmaz mı? Donmuş duyguların çözülmesi, bastırılmış seslerin yankıya dönüşmesi… Belki de en çok bu yüzden bahar, bir başlangıçtan çok bir hatırlayıştır. Zaten var olanın, ama unutulmuş olanın yeniden fark edilmesi. Toprak kokusu o nedenle bir not defteridir.</p>

<p>Ve işte ben, bu bağın, bu not defterinin izini sürüyorum. Bir yaprağın titreyişinde, bir kuşun sabah ezgisinde, uzak bir dağın sessizliğinde…<br />
Kendimi ararken doğaya, doğayı ararken kendime varıyorum.</p>

<p>Belki bahardır kapımızdaki.<br />
Belki de biz, uzun bir bekleyişten sonra kendimize gelmişizdir bütün <a name="_GoBack"></a>hikâye; kim bilir?</p>

<p>Ferman Salmış</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>KÜLTÜR SANAT</category>
      <guid>https://www.turkiyeekspreshaber.com/toprak-kokusu</guid>
      <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 13:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://turkiyeekspreshabercom.teimg.com/crop/1280x720/turkiyeekspreshaber-com/uploads/2026/04/4a5d1a58-3226-4b38-8230-bbea223f000a.jpeg" type="image/jpeg" length="81389"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Diyarbakır Ulu Camii'den Dünyaya Bakış]]></title>
      <link>https://www.turkiyeekspreshaber.com/diyarbakir-ulu-camiiden-dunyaya-bakis</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.turkiyeekspreshaber.com/diyarbakir-ulu-camiiden-dunyaya-bakis" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Diyarbakır Ulu Camii’den Dünyaya Bakış
Anadolu’nun kalbinde, Mezopotamya’nın kadim taşları üzerinde yükselen Diyarbakır Ulu Camii, yalnızca bir ibadethane değil; aynı zamanda bir tarih, ilim ve şiir durağıdır. Buraya adım atan herkes, taşların arasına sinmiş duaları, medreselerin avlusunda yankılanan şiirleri ve göğe yükselen ilim merakını hisseder.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ulu Cami’nin tarihi, 639 yılında İslam ordularının Diyarbakır’a girişine kadar uzanır. O günden bugüne defalarca onarımdan geçmiş, farklı dönemlerin izlerini taşlarına işlemiştir. Anadolu’nun en eski camilerinden biri olması, ona ayrı bir değer katar. Bazı araştırmacılar, yapının planındaki düzeni Şam’daki Emeviye Camii ile kıyaslar. Bu benzerlik, Diyarbakır Ulu Camii’ni yalnızca bölgesel değil, İslam dünyası çapında da önemli kılar.</p>

<p>Mimari yapısı, bölgenin bazalt taşlarının sağlamlığıyla şekillenmiştir. Siyah bazaltın üzerine işlenmiş beyaz taş süslemeler, Diyarbakır’ın ruhunu yansıtır. Avlusunun ortasında şadırvan, dört bir yanında medrese hücreleri ve kapalı mekânlar vardır. Bu avlu, yalnızca ibadet edenlerin değil; alimlerin, şairlerin, yolcuların da buluşma noktası olmuştur. Caminin taş işlemeciliğinde, dönemin sanat anlayışının inceliği göze çarpar; sadelikle ihtişamın uyum içinde buluştuğu bir mimari dile sahiptir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bugün modern şehirlerimizde yükselen cami mimarisine baktığımızda, çoğu zaman yüksek kubbeler, geniş alanlar ve modern malzemelerin ihtişamı öne çıkar. Oysa Ulu Cami’nin güzelliği, gösterişten değil; asırlara meydan okuyan sadeliğinden gelir. Taşların işçiliği, avlunun dinginliği, mihraptaki derinlik bize şunu hatırlatır: Hakikî güzellik, zamana direnen ruhtur.</p>

<p>Diyarbakır Ulu Camii, sadece bir mabet değil, bir mekteptir. Yüzyıllar boyunca alimlerin, şairlerin, dervişlerin ve talebelerin uğrak yeri olmuştur. Burada Fuzuli’nin mısraları yankılanmış, İbnü’l Cezeri gibi alimler ilminin kapısını aralamış, nice gönül ehli bu avludan beslenmiştir. Caminin taş duvarları arasında yalnızca ibadet değil, fikir alışverişi, şiir sohbetleri ve hikmetli dersler de yapılmıştır.</p>

<p>Bugün camilerimiz daha konforlu, daha görkemli olabilir; ama çoğu kez o eski ruhu, o bilginin ve edebiyatın nefesini içinde barındırmaz. Diyarbakır Ulu Camii bize şunu öğretir: Bir caminin değeri sadece minaresinin yüksekliğiyle değil, insanın kalbine dokunabilmesiyle ölçülür.</p>

<p>Geleceğe umutla bakmak gerek. Eğer bizler, bu kadim mabedin izinden gidip camilerimizi yalnızca taş ve beton değil; ilim, sanat ve gönül ile donatabilirsek, yeni nesillere daha köklü bir miras bırakabiliriz. Diyarbakır Ulu Camii’nin sessiz avlusu, bizlere hâlâ aynı çağrıyı fısıldıyor: “Bilgiyi ara, şiiri yaşat, umudu diri tut.”</p>

<p>Ve işte o umutla, Ulu Cami’nin gölgesinden dünyaya bakınca, geçmişin gölgesiyle değil; geleceğin ışığıyla aydınlanıyoruz.</p>

<p>Recep Özoğul</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>KÜLTÜR SANAT</category>
      <guid>https://www.turkiyeekspreshaber.com/diyarbakir-ulu-camiiden-dunyaya-bakis</guid>
      <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 15:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://turkiyeekspreshabercom.teimg.com/crop/1280x720/turkiyeekspreshaber-com/uploads/2026/03/i-m-g-0570.png" type="image/jpeg" length="70628"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
